Bir Kahveyle Başladı, Uçakta Şaşkınlıkla Devam Etti

Uçağa binmeden önce havaalanındaki şirin bir kafede oturuyordum. Tam o sırada, üstü başı dağınık bir adam içeri girip insanlardan kahve istedi. Masama geldiğinde ne istediğini sordum. Utanarak en pahalı kahveyi söyledi—“Jamaika Blue Mountain.” Doğum günü olduğunu ve hep tatmak istediğini söyleyince ona kahve ve pasta aldım. Birlikte oturduk, bana zor geçen hayatını anlattı. Ayrılırken biraz para verip yoluma devam ettim.

Saatler sonra uçağa bindim, birinci sınıftaki koltuğuma oturdum… ve donakaldım. Yanıma oturan kişi oydu. Ama bu kez şık bir takım elbise içindeydi.

Ne olduğunu sormaya hazırlanırken, bana dönüp hafifçe gülümsedi…

“Beni tanıdın mı?” dedi sakin bir sesle.

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Az önce kahve ısmarladığım, yorgun ve bitkin görünen adam gitmiş, yerine kendinden emin, bakımlı biri gelmişti. Gözlerim istemsizce saatine kaydı—pahalı olduğu belliydi. Üzerindeki takım elbise de öyle.

“Bu… nasıl mümkün?” diyebildim sonunda.

Adam başını hafifçe yana eğdi. “Sanırım sana bir açıklama borçluyum,” dedi.

Kemerimi bağladım, hâlâ gözlerimi ondan ayıramıyordum. Uçak pistte ilerlemeye başlarken o konuşmaya başladı.

“Aslında sokakta yaşayan biri değilim,” dedi. “Adım Mert. Bir yatırım şirketim var… en azından hâlâ var mı, ondan emin değilim.”

Kaşlarım çatıldı. “Ama… kafede—”

“Evet,” diye sözümü kesti. “Bazen insanları test ederim.”

Bu cümle içime pek oturmadı. “Test mi?” dedim, biraz sertçe.

Derin bir nefes aldı. “Hayatım boyunca çok para kazandım. Ama etrafımdaki insanların çoğu… sadece param için yanımdaydı. Kimin gerçekten iyi kalpli olduğunu anlamayı çok istedim. Bu yüzden zaman zaman kimliğimi gizlerim.”

O an içimde bir huzursuzluk oluştu. Yaptığı şey garipti ama bir yandan da söyledikleri… bir noktada anlamlıydı.

“Peki ben?” diye sordum. “Ben neyi geçtim?”

Gülümsedi. “Sen hiçbir şey beklemeden yardım ettin. Üstelik en pahalı kahveyi istememe rağmen.” Kısa bir duraksama oldu. “Çoğu insan ya görmezden geliyor ya da kızıyor.”

Camdan dışarı baktım. Uçak havalanmıştı, şehir küçülüyordu. Kafamın içinde sorular dolaşıyordu.

“Yani bütün bunlar… bir oyun muydu?” dedim.

“Benim için değil,” dedi ciddi bir ifadeyle. “Ben gerçekten o kahveyi hep merak etmiştim.” Hafifçe güldü. “Ama asıl mesele, insanların içindeki iyiliği görmekti.”

Bir süre sessiz kaldık. Hostes içecek servisine başladı. Bana bir şey isteyip istemediğimi sordu, ben başımı salladım. Mert ise sadece su istedi.

“Bak,” dedi tekrar bana dönerek. “Sana dürüst olayım. Bugün doğum günüm gerçekten. Ama aynı zamanda hayatımın en zor dönemlerinden birindeyim. Şirketim batmak üzere. Ortaklarım beni yüzüstü bıraktı. Ve ilk kez… paramın beni kurtaramayabileceğini fark ettim.”

Bu sözler beni şaşırttı. Az önce gördüğüm o kendinden emin adamın arkasında aslında kırılgan biri vardı 

Devamı Sonraki Sayfada…