GERÇEK BİR AİLE OLALIM DİYEN KOCAMIN İKİZLERİ EVLAT EDİNMEK İÇİN SAKLADIĞI KORKUNÇ SIRRI KULAKLARIMLA DUYDUM!

Kaan ile on yıllık evliydik. Yıllarca çocuk sahibi olmaya çalışıp hüsrana uğradıktan sonra kaderimize razı gelmiş, hayatımızı böyle kabullenmiştik. Ancak altı ay önce kocamda bir şeyler değişti; aniden çocuk sahibi olma, benimle “gerçek bir aile” kurma fikrine saplantılı hale geldi. Öyle ısrar etti ki, evlat edinme sürecimiz daha hızlı onaylansın diye bana işimi bile bıraktırdı. Onu çok sevdiğim için kariyerimden vazgeçip kendimi bu sürece adadım.

Sonunda, bizzat Kaan’ın dosyalarını bulup özellikle ısrar ettiği dört yaşındaki ikiz erkek çocukları evlat edindik. Başlarda her şey rüya gibiydi, ta ki Kaan aniden değişip benden ve çocuklardan uzaklaşmaya başlayana dek. Sürekli eve geç geliyor, “çok yorgunum” diyerek saatlerce kendini çalışma odasına kilitliyordu. Ben ise evde iki çocukla tek başıma, uykusuz ve bitkin bir halde çabalıyordum. Her şeyin stresten olduğunu, zamanla alışacağımızı sanıyordum. Çok yanılmışım.

Geçen hafta ikizler öğle uykusuna daldığında, Kaan benim de uyuduğumu zannetmiş olmalı. Çalışma odasına doğru yürüdüğümde kapı aralıktı. İçeri girmek üzereyken onun o kısık sesli, telaşlı telefon görüşmesine kulak misafiri oldum.

Telefondaki kişiye, “Ona yalan söylemeye devam edemem,” diye fısıldıyordu. “Benim onunla bir aile kurmak istediğimi sanıyor…”

Kanım donmuştu. Sonra hıçkırıklara boğulmadan hemen önce, ellerimi titreten ve eşyalarımı toplamama sebep olan o cümleyi kurdu:

“Oysa ben o çocukları bunun için evlat edinmedim…”

Hıçkırıkları boğuk, acınası ve bir o kadar da sahteydi. Kapı aralığından içeri sızan ince koridor ışığı, onun çalışma masasına yığılmış omuzlarını zar zor aydınlatıyordu. Nefesimi tuttum; kalbim göğüs kafesimi parçalayacak, kaburgalarımı kırıp dışarı fırlayacak kadar şiddetle çarpıyordu.

Telefondaki sesin ne dediğini tam olarak duyamıyordum ama Kaan’ın titreyen sesiyle kurduğu bir sonraki cümle, zihnimdeki tüm o eksik ve anlamsız yapboz parçalarını vahşice, kanata kanata birleştirdi.

“Onlar benim kanımdan,” diye fısıldadı. Sesi çaresizlikten çok, köşeye sıkışmış bir hayvanın hırıltısını andırıyordu. “Aylin o hastane odasında öldüğünde, onları o sefil kuruma, devlete mi terk etseydim? Ne yapmamı bekliyordun? Karımın karşısına geçip, ‘Yıllardır seninle çocuk sahibi olmak için hastane hastane sürünüyoruz ama benim başka bir kadından dört yaşında gizli ikizlerim var’ mı demeliydim?”

Dünya bir anlığına ekseninden kaydı. Ayaklarımın altındaki o sağlam ahşap zemin bir anda sıvılaştı, beni içine çeken karanlık bir bataklığa dönüştü. Tutunmak için kapı pervazına uzandım ama ellerim o kadar çok titriyordu ki ahşabı kavrayamadım. Midemden boğazıma doğru yükselen o yakıcı, asitli bulantıyı bastırmak için iki elimle ağzımı sıkıca kapattım

devamı sonraki sayfada…..