Adım Zeynep. Eşim Murat son aylarda iş yoğunluğunu bahane ederek eve gitgide daha geç gelmeye başlamıştı. O akşam yine koca evde yalnızdım, dışarıda bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun cama vuran sesi sessizliği bölüyordu. Kapı aniden çaldığında Murat’ın erken döndüğünü sanarak heyecanla açtım, ama karşımda kocamın en yakın arkadaşı ve iş ortağı Selim duruyordu. “Murat evdeki bazı dosyaları acil ofise getirmemi istedi,” dedi. Sesi her zamankinden farklı, biraz gergindi. İçeri adım attığında, yıllardır ailecek tanıdığımız bu adamın bakışlarında daha önce hiç fark etmediğim, beni huzursuz eden ağır bir ifade vardı.
İçeri, loş ışıklı salona geçtik. Ben sehpada duran dosyaları toparlarken Selim de sessizce beni izliyordu. Murat’ın varlığı bu evde uzun zamandır sadece duvardaki mutlu aile fotoğraflarından ibaretken, Selim’in o anki sessizliği bile bütün odayı doldurmuştu. Dosyaları ona uzattığımda, gözlerini benden ayırmadan, “Seni bu koca evde her akşam böyle yapayalnız bırakmasını aklım almıyor,” dedi usulca. Bu cümle, aylardır içimde biriktirdiğim, kendi kendime bile itiraf edemediğim tüm o yalnızlık ve kırgınlık duygusunu bir anda gün yüzüne çıkarmıştı. Bakışlarındaki ifade artık sadece dostça bir teselliden ibaret değildi; o ince, tehlikeli sınırı aşan bir yakınlık barındırıyordu.
Aralarımızdaki mesafe yavaşça kapanırken, Selim sessizliği bozarak elini uzattı ve usulca, teselli etmek istercesine elimi tuttu…
O an, tenime değen o yabancı sıcaklık, içimdeki tüm karmaşayı bir anda buz gibi bir gerçekliğe dönüştürdü. Aylardır hissettiğim boşluk, kocamın ilgisizliği ya da içimdeki o derin yalnızlık hissi… Hiçbiri, böylesine çirkin bir ihanete kılıf olamazdı. Elim sanki ateşe değmiş gibi hızla geri çekildi. Göğsüm hızla inip kalkarken, aramızdaki o boğucu ve tehlikeli mesafeyi birkaç sert adımla açtım.
“Ne yapıyorsun sen Selim?” Sesim fısıltıdan çıkmış, evin duvarlarında yankılanan, tavizsiz ve sert bir itiraza dönüşmüştü.
Selim’in yüzündeki o avını köşeye sıkıştırdığını sanan kendinden emin ifade anında silindi, yerini telaşlı bir şaşkınlık aldı. “Zeynep… Ben sadece… Murat seni hak etmiyor, bunu sen de biliyorsun. O seni görmüyor bile. Ben sadece yanında olmak istedim.”
“Benim kocamın beni hak edip etmediğine karar vermek, onun ‘kardeşim’ dediği ortağına mı düştü?” diye çıkıştım. Sesimdeki öfke her kelimede daha da büyüyordu. “Benim evliliğimdeki sorunlar sadece Murat ve beni ilgilendirir. O dosyaları al ve hemen bu evden çık. Hemen!”
Selim bir şeyler gevelemek, durumu toparlamak için bir adım daha atmak istedi ama gözlerimdeki o sarsılmaz duvarı görünce susmak zorunda kaldı. Benim yalnızlık çeken, zayıf bir kadın olduğumu düşünmüştü ama yanılmıştı. Dosyaları sehpadan sertçe alıp tek kelime edemeden kapıya yöneldi. Çelik kapının arkasından kapanma sesi, o koca evde adeta ağır bir tokat gibi patladı
devamı sonraki sayfada…….