14 Yaşındaki Oğlum Komşumuzun Çitini Onardı…

Oğlum Kerem, babasının vefatından beri her zaman şefkatli ve yardımsever bir çocuk olmuştur. Yardıma muhtaç birini görse asla sessiz kalamaz. Sokağımızda tek başına yaşayan komşumuz Nusret amca için de durum farksızdı. Oğlum sık sık onun işlerine koşar, elinden geldiğince destek olurdu.

Geçtiğimiz günlerde mahallemizi vuran şiddetli fırtınada yaşlı komşumuzun bahçe çitleri paramparça oldu. Oğlum bütün bir gününü o çitleri onarıp yeniden boyamaya harcadı. Adamcağız mutluluktan gözyaşları içinde yavruma sarıldığında, onunla bir kez daha gurur duydum.

Ancak ertesi sabah erkenden, kapıma sertçe vurulmasıyla irkildim. Kapıyı açtığımda, yan evin etrafını saran polis araçlarını ve verandamda duran iki memuru gördüm.

Memurlardan biri buz gibi bir ses tonuyla konuştu: “Hanımefendi, bu sabah çok tuhaf bir ihbar aldık. Yaşlı komşunuz ortada yok. Tüm şahsi eşyaları evde duruyor ama kendisi adeta sırra kadem basmış.”

Dizlerimin bağı çözüldü. Neler olduğunu anlamadığımı söylerken, memur cebinden katlanmış bir MEKTUP çıkarıp bana uzattı: “Bunu oğlunuz için bırakmış. İçinde yazanları bize nasıl açıklarsınız?”

Titreyen ellerimle notu açtım. Satırları okudukça nefesim kesildi. Yıllardır hemen yanımızda yaşayan, kendi halinde sandığımız o yaşlı adamın ASLINDA KİM olduğunu ve oğlumun o çitleri onarırken bahçede neyin açığa çıkmasına sebep olduğunu öğrendiğimde, hayatımın en büyük dehşetini yaşayacaktım…

Titreyen ellerimle memurun uzattığı mektubu aldım. Satırları okudukça adeta nefesim kesildi, ciğerlerimdeki havanın tamamen boşaldığını hissettim. Yıllardır hemen yanımızda yaşayan, kendi halinde, sessiz ve kimsesiz sandığımız o yaşlı adamın ASLINDA KİM olduğu hakkında en ufak bir fikrim bile yoktu…

Kağıt oldukça eskiydi; sanki aceleyle, yıllanmış bir defterin arasından koparılmış gibiydi. Fakat üzerindeki tükenmez kalemle yazılmış el yazısı son derece düzgün, kararlı ve bir o kadar da ürkütücüydü. Altında Nusret Amca’nın imzası vardı ama mektup, tanıdığım o tonton ihtiyarın kaleminden çıkmış gibi durmuyordu.

“Saygıdeğer komşum,” diye başlıyordu mektup. “Eğer şu an bu satırları okuyorsanız, yıllardır korktuğum o karanlık gün gelip çatmış ve ben buralardan gitmek zorunda kalmışım demektir. Öncelikle o altın kalpli, aslan gibi oğlunuza, Kerem’e sonsuz teşekkürlerimi sunarım. Dün bahçemdeki o yıkık çitleri onarırken sadece kırık tahtaları birleştirmedi; aynı zamanda benim yıllardır kilit vurulmuş, buz tutmuş kalbimi de onardı. Ancak o şiddetli fırtınanın çitleri yıkması, ne yazık ki benim yirmi yıllık saklanma serüvenimin de acı bir şekilde sonunu getirdi.”

Gözlerimi kağıttan ayırıp dehşet içinde karşımda dikilen polis memuruna baktım. Adamın delici bakışları adeta ruhumu okumaya çalışıyor, vereceğim en ufak bir tepkiyi bile tartıyordu. “Saklanma serüveni mi?” diye fısıldayabildim sadece. Sesim o kadar cılız çıkmıştı ki, ben bile kendi sesimi zor duymuştum. Memur başını hafifçe salladı. “Okumaya devam edin hanımefendi,” dedi son derece sert ve tavizsiz bir ses tonuyla. Kuru dudaklarımı ıslatıp, titreyen ellerimle mektuba geri döndüm

Devamı Sonraki Sayfada….