Vasiyet

Babam, babaannemden kalan banka cüzdanını sanki değersiz bir çöpmüş gibi açık mezarına fırlattı. “Hiçbir işe yaramaz,” dedi siyah eldivenlerindeki toprağı silkeleyerek. “Bırakın gömülü kalsın.”

Bütün mezarlık derin bir sessizliğe büründü.

Yanaklarımdan aşağı yağmur süzülüyordu; belki de gözyaşlarıydı, emin değildim. Yirmi altı yaşındaydım, üzerimde sahip olduğum tek siyah elbise vardı. Cenaze boyunca babaannemin beni büyüterek “son yıllarını boşa harcadığını” fısıldayan akrabaların arasında duruyordum.

Babam Vedat, on iki yaşımdayken babaannemin evini satmaması için ona yalvardığımda yüzünde beliren o soğuk gülümsemenin aynısıyla bana baktı. “Avukatı duydun,” dedi. “Sana o küçük defteri bıraktı. Para değil, tapu değil. Sadece bir defter. Tipik yaşlı kadın saçmalıkları işte.”

Üvey annem Ceyda, tülünün arkasından hafifçe kıkırdadı. Üvey kardeşim Mert yanıma eğildi. “Belki içinde birkaç kuruş vardır. Git kendine bir öğle yemeği al.”

Birkaç kuzen sırıttı. Kımıldamadım. Hoca, huzursuzca boğazını temizledi. Avukat Selim Bey, solgun görünüyordu ama sesini çıkarmadı. Vasiyeti, mezarlıktaki sırılsıklam çadırın altında az önce okumuştu: Babaannem “banka cüzdanını ve ona bağlı tüm hakları” torunu olan bana, yani Elif‘e bırakmıştı. Babama hiçbir şey kalmamıştı. Ağzının öfkeyle bükülmesinin sebebi buydu

Devamı Sonraki Sayfada…