Üvey Babanın Sırları ve Mektuplar

Üvey babamın cenazesinde yağmur bardaktan boşalırcasına yağıyordu. Bir saat sonra avukatı, içi mektup dolu kilitli, ahşap bir kutuyu bize teslim etti ve benim mektubumun ilk satırı, kız kardeşlerimden birinin neden yıllarca hepimizin “Baba” dediği o adamdan kaçıp durduğunu bana açıkladı.

Yağmur, Tarık’ın tabutunu tam indirmek üzereyken başladı; bu, onun muhtemelen hafifçe can sıkıcı ama bir o kadar da komik bulacağı türden bir şeydi. O öyle bir adamdı.

Çatı akıttığında altına bir kova koyar ve buna “ev içi geçici su fıskiyesi” derdi. Orada, ıslak mezarlık çimlerine gömülen siyah ayakkıntılarımla dikilirken, acının onun o berbat şakalarının hatırasıyla aynı yeri paylaşmaya hakkı olmadığını düşünüp durdum. Ama bir şekilde paylaşıyordu işte.

Yağmur, Tarık’ın tabutunu tam indirmek üzereyken başladı.

Ellerimi kenetlemiş halde durup tabutun santim santim gözden kayboluşunu izledim. Yanımda Murat sürekli boğazını temizliyordu. Melis kollarını sıkıca kendine dolamıştı. Nurol ise topluluk içinde yıkılmamak için tüm gücünü kullanan bir adamın ifadesiyle dimdik karşıya bakıyordu.

Gözlerimi kapattım ve fısıldadım: “Teşekkür ederim baba. Peçetelerin içine sakladığın notlarla hazırladığın okul beslenmeleri için teşekkür ederim. Saç örmeyi kütüphane kitabından öğrendiğin için teşekkür ederim. Kendi kanından olmayan beş çocuğu yanına alıp bir kez bile bize emanetmişiz gibi hissettirmediğin için teşekkür ederim.”

Annem, ben beş yaşındayken Tarık ile evlendi. Onunla ilk tanıştığımda yere çömeldi ve bana bir düğmesi eksik olan pembe bir oyuncak ayı uzattı. “Annen senin çok titiz olduğunu söylüyor,” dedi bana. “Bu ayının da bakımı biraz zor görünüyor. İyi anlaşabileceğinizi düşündüm.”



devamı sonraki sayfada…