Kalabalıktan bu kez açıkça şaşkınlık sesleri yükseldi. Bazıları geri çekildi, bazıları öne doğru eğildi. Kimileri bunun bir numara olduğunu düşündü, kimileri ise gördüğüne inanamıyordu.
Rafael dişlerini sıktı.
“Onları günlerce aç bıraktınız!” diye bağırdı öfkeyle. “Nasıl olur da saldırmazlar?!”
Adamları da ne yapacağını bilemez haldeydi.
O sırada Elira dizlerinin üzerine çöktü. Üç köpek de ona yaklaştı. Biri başını omzuna yasladı, diğeri elini yaladı. Üçüncüsü ise sanki onu korur gibi kafesin girişine doğru dönüp etrafı izlemeye başladı.
Bu manzara artık sadece şaşırtıcı değil, rahatsız ediciydi. Çünkü herkesin zihninde aynı soru vardı:
Bu kız… neydi?
Rafael yavaşça kafese doğru yürüdü. Gözlerini Elira’dan ayırmıyordu. Artık öfkesinden çok merakı ağır basıyordu.
“Kapıyı açın,” dedi sertçe.
Adamları tereddüt etti.
“Efendim… ya—”
“Açın dedim!”
Kapı ağır bir gıcırtıyla aralandı. Normalde bu an, köpeklerin dışarı fırlayıp ilk gördükleri kişiye saldırdığı an olurdu.
Ama bu kez olmadı.
Köpekler yerlerinden bile kıpırdamadı.
Rafael bir adım daha attı, kafesin içine girdi.
Kalabalık nefesini tuttu.
Elira başını kaldırdı. Göz göze geldiler.
Bu kez korku yoktu.
Rafael bunu fark etti.
İlk kez… birinin ona korkmadan baktığını görüyordu.
Bir anlık sessizlikte sadece rüzgârın sesi duyuluyordu.
Sonra köpeklerden biri ayağa kalktı.
Ama bu kez yönü Elira değildi.
Yavaşça Rafael’e doğru döndü.
Dişlerini gösterdi.
Hırıltı bu kez çok daha derindi.
Ve diğer iki köpek de aynı anda ayağa kalktı…
Kalabalığın içinden bir çığlık yükseldi.
Rafael olduğu yerde dondu.
Çünkü bu kez… av değişmişti.