Ölen Kocamın Hayatta Olduğunu Kızımın Kuafördeki Çığlığıyla Öğrendim

Dört yaşındaki kızım Elif’in beline kadar inen buklelerini taramak her sabah büyük bir çileye dönüşüyordu. Uçlarından biraz aldırmak için onu sürekli gittiğimiz kuaförümüz Zeynep’e götürdüm. Başlangıçta her şey gayet normaldi, ta ki Zeynep eline o makası alana kadar. Elif birden çığlık atarak koltuktan fırladı, saçlarını elleriyle sıkıca kapatıp ağlamaya başladı. “Lütfen anne, saçımı kesme!” diye yalvarıyordu. Bütün salon buz kesmişti; onu apar topar kucağıma alıp eve dönmek zorunda kaldım.

Odasına geçip sakinleştiğinde yanına oturdum ve saçını neden kestirmek istemediğini nazikçe sordum. Gözlerini yere eğip titreyen bir sesle fısıldadı:

“Eğer saçımı kesersem, babam beni bir sonraki ziyaretinde tanıyamayabilir.”

Nefesim kesildi. Kocam, Elif henüz bir yaşındayken trajik bir kazada vefat etmişti. Zar zor yutkunarak, babasının artık hayatta olmadığını ona nazikçe hatırlatmaya çalıştım. Ancak Elif şaşkınlıkla yüzüme bakıp o dondurucu cümleyi kurdu:

“Hayır anne, babam yaşıyor! Bazen gelip benimle oynuyor. Ama babaannem bunun bir SIR olduğunu ve sana kesinlikle söylememem gerektiğini tembihledi…”

O an odadaki havanın çekildiğini hissettim. Kayınvalidem bunca zamandır benden ne saklıyordu? Eğer dedikleri doğruysa, yıllardır mezarında yattığını sandığım adam… gerçekten yaşıyor olabilir miydi?

“Hayır anne, babam yaşıyor! Bazen gelip benimle oynuyor. Ama babaannem bunun bir SIR olduğunu ve sana kesinlikle söylememem gerektiğini tembihledi…”

Elif’in ağzından dökülen bu son kelimeler, odanın içindeki tüm oksijeni bir anda emip yok etmiş gibiydi. Boğazıma takılan o yumru yüzünden nefes alamıyor, gözümü bile kırpmadan karşımdaki dört yaşındaki masum yüze bakıyordum. Bir çocuğun hayal gücü ne kadar geniş olursa olsun, böylesine detaylı ve ürkütücü bir yalanı tek başına kurması imkansızdı. İşin içine kayınvalidem Şükran Hanım’ın girmesi, zihnimde yankılanan uyarı sirenlerinin sesini daha da sağır edici bir boyuta taşıyordu.

Titreyen ellerimle kızımın omuzlarını usulca tuttum. Onu korkutmamaya, sesimi olabildiğince yumuşak ve sıradan tutmaya çalışarak, “Peki babanla nerede oynuyorsunuz biriciğim?” diye fısıldadım. “Sana ne zaman geliyor?”

Elif omuzlarını silkti, gözlerindeki o saf ve inatçı ifadeyle doğrudan gözlerimin içine baktı. “Babaannemgile gittiğimde, arka bahçedeki büyük ceviz ağacının orada buluşuyoruz. Bana çikolata getiriyor, saçlarımı seviyor. Ama sen beni almaya geldiğinde hemen saklanıyor. Çünkü babaannem dedi ki, sana çok büyük bir sürpriz yapacakmışız, o zamana kadar saklambaç oynamamız gerekiyormuş.”

Sürpriz mi? Saklambaç mı? Delirmek üzereydim. Mideme saplanan kramplar yüzünden iki büklüm olmamak için kendimi zor tuttum. O an odadan nasıl çıktığımı, mutfağa geçip mermer tezgaha tutunarak nasıl nefes almaya çalıştığımı hatırlamıyorum. Kocam, hayat arkadaşım Can, tam üç yıl önce korkunç bir trafik kazasında hayatını kaybetmişti. Cenaze törenini, o soğuk ve yağmurlu günü, kapalı tabutun başında döktüğüm gözyaşlarını saniye saniye hatırlıyordum…..

Devamı Sonraki Sayfada….