Yol boyunca parayı düşünerek sessizlik içinde eve sürdüm. Eve vardığımda annem mutfakta makarna yapıyordu. Çocuklar masada ödevlerini yapıyordu. “Babacığım!” diye bağırdı kızım, yanıma koşup bana sarılarak. “Selam tatlım.” Başının tepesinden öptüm. Kalbim bir suç işlemişim gibi küt küt atıyordu. Annem bana baktı. “İyi misin? Rengin solmuş.” “Evet. Sadece uzun bir gündü.” Yemekten sonra çocuklara hikaye okudum ve onları yatağa yatırdım. Ama o cüzdanı düşünmekten kendimi alamıyordum. O nakit parayı. O yaşlı adamın kimliğini. Doğru olanın ne olduğunu. Sonunda bir karar verdim. Annemin televizyon izlediği oturma odasına gittim. “Bir işim var, hemen halledip geleceğim. Çocuklara göz kulak olur musun?” O cüzdanı düşünmekten kendimi alamıyordum. Şaşırarak başını kaldırdı. “Bu saatte mi?” “Evet. Halletmem gereken bir şey var. Çok sürmez.” Bir an yüzümü inceledi, sonra başıyla onayladı. “Tamam. Dikkatli ol.” Garajdaki alet çantamdan cüzdanı aldım ve kamyonetime bindim. Adres beni kasabanın dışındaki küçük bir eve götürdü. Veranda lambası yanıyordu. Ön pencereden bir televizyonun yansımasını görebiliyordum. Adres beni küçük bir eve götürdü. Bir dakika boyunca kamyonette oturup eve baktım. Ya onu çaldığımı sanırsa? Ya üzerime polis çağırırsa? Başımı salladım. Çok fazla kuruntu yapıyordum. Araçtan inip ön kapıya yürüdüm. İki kez vurdum. Uzun bir sessizlik oldu. Sonra sürüklenen ayak sesleri duydum. Kapı açıldı. Ya üzerime polis çağırırsa? Yaşlı bir adam, tahta bir bastona ağır ağır dayanarak orada duruyordu. Tıpkı kimlikteki fotoğrafa benziyordu. “Size yardımcı olabilir miyim?” Cüzdanı havaya kaldırdım. “Sanırım bu sizin. Benim dükkânda buldum.” Gözleri fal taşı gibi açıldı. Titreyen bir elle uzanıp cüzdanı benden aldı. “Gitti sanmıştım,” diye fısıldadı. İçini açıp kontrol etti. Rahatlamayla omuzları çöktü. Tıpkı kimlikteki fotoğrafa benziyordu. “Bunu her yerde aradım. Birinin aldığını sanmıştım. Bu benim emekli maaşım.” Gün boyu gelip geçen arabalar ve insanlar varken, birinin onu alıp fark etmeden düşürmüş olması inanılmayacak bir şey değildi. “Sadece size geri getirebildiğim için mutluyum.” Cüzdandan gıcır gıcır bir 100 liralık banknot çıkarıp bana uzattı. “Lütfen. Bunu al. Bir teşekkür olarak.” Başımı salladım. “Sağ olun ama alamam. Ödül için getirmedim.” “Peki neden getirdin?” “Bu benim emekli maaşım.” Bir saniye düşündüm. “Çünkü doğru olan buydu. Hepsi bu.” Galip amca uzun süre yüzüme baktı. Sonra gülümsedi. “Adın ne evladım?” “Emre.” “Bak Emre, sen az bulunan türden bir insansın. İçeri gel. Sana bir çay yapayım.” Kamyonetime doğru bir göz attım. “Gerçekten çok isterdim ama eve gitmem lazım. Annem çocuklara bakıyor.” “Emre, sen az bulunan türden bir insansın.” “Çocukların mı var?” “Evet. Üç tane. Üçüzler. Altı yaşındalar.” “Üç tane altı yaşında çocuk mu? Seni bayağı koşturuyor olmalılar.” Güldüm. “Tahmin bile edemezsiniz.” “Peki ya anneleri?” Duraksadım. “Onları sadece ben ve annem büyütüyoruz.” Galip amca, söylediklerimden daha fazlasını anlamış gibi yavaşça başını salladı. “Onları sadece ben ve annem büyütüyoruz.” “Önemli bir iş yapıyorsun Emre. İyi çocuklar yetiştirmek. Bu her şeyden daha önemli.” “Umarım öyledir. Sadece elimden geleni yapıyorum.” “Sakıncası yoksa nerede oturuyorsun?” “Uzak değil. Dükkânıma yaklaşık beş dakika mesafede. Ana yolun yanındaki soluk sarı ev. Gözden kaçırmanız zordur.” Galip amca gülümsedi. “Dürüstlüğün için tekrar teşekkürler Emre.” “İyi geceler!” “Ana yolun yanındaki soluk sarı ev.” Eve kendimi kuş gibi hafiflemiş hissederek döndüm. Doğru olanı yapmıştım. O para hayatımı birkaç haftalığına değiştirebilecek olsa da bana ait değildi. Ona benden daha çok ihtiyacı olan yaşlı bir adama aitti.
Komiser Geldi
Sayfalar: 1 2