“Anne… Babam ölmeni bekliyor. Lütfen uyanma.” Boğucu bir karanlığın içinde hapsolduğum on iki günden sonra duyduğum ilk şey buydu; canlı canlı gömülmek gibi bir histi.
Hareket edemiyordum. Konuşamıyordum. Nefes almak bile sanki cam kırıkları başımı ikiye bölüyormuş gibi hissettiriyordu.
Ama o sesi anında tanıdım. “Eren…” Dokuz yaşındaki oğlum hastane yatağımın yanında duruyor, sessizce ağlıyordu; ellerimi tıpkı eskiden havai fişeklerden korktuğunda tuttuğu gibi tutuyordu.
“Anne… Eğer beni duyabiliyorsan elimi sık. Lütfen.” Denedim.
Gerçekten denedim. Ama vücudum tepki vermiyordu. İçeri bir hemşire girdi; serum sıvılarından, tansiyonumdan ve hayatta kalmamın nasıl bir mucize olduğundan bahsediyordu. Cipimin dağdaki bir virajda yoldan çıktığını söyledi. Herkes aynı şeyi tekrarlayıp duruyordu: “Zavallı Emel… Direksiyon hâkimiyetini kaybetmiş.” Ama ben kontrolü kaybettiğimi hatırlamıyordum. Hatırladığım son şey, kocam Murat’ın mutfak masasında oturup bazı kağıtları önüme itişiydi. “Sadece imzala Emel. Bu, mal varlığımızı korumak için.” Reddetmiştim. Aynı gece frenlerim tutmadı. Kapı tekrar açıldı. Eren hemen elimi bıraktı. “Yine mi sen?” diye çıkıştı Murat. “Sana onun seni duyamayacağını söyledim.” “Sadece onu görmek istedim.” “Git Selin Teyzenin yanına otur.” Selin. Kız kardeşim. Küçükken saçlarımı ören kişi. Hastanede benim için canını vereceğini söyleyerek ağlayan kişi. Topuklu ayakkabılarının sesi odada yankılandı. “Bırak vedalaşsın,” dedi. “Noter birazdan burada olur.” “Doktor zaten söyleyeceğini söyledi,” dedi Murat soğuk bir sesle. “Boş bir bedeni hayatta tutmak için para ödemeye niyetim yok.” Boş bir beden. İçimi bir öfke dalgası kapladı. “Annem geri gelecek!” diye ağladı Eren. Murat hafifçe güldü. “Hayır, gelmeyecek.” Selin yanıma eğilip saçlarımı düzeltti. “Bilinci kapalıyken bile kurban rolü oynamaya bayılıyor,” diye fısıldadı. Sonra sesi daha da kısıldı. “Öldüğü zaman çocuğu yurt dışına çıkaracağız. Her şey çoktan ayarlandı.” Eren geri adım attı. “Beni götürecek misiniz?” “Soru sormayacağın bir yere,” dedi Murat. “Annemi istiyorum!” “O artık hiçbir şeye karar veremez.” “Hayır, verebilir! Bana eğer bir şey olursa Avukat Pelin Hanım’ı aramamı söylemişti!” Sessizlik. Pelin Hanım. Avukatım. İki hafta önce vasiyetimi değiştirdiğimi bilen tek kişi. Murat kapıyı kilitledi. “Hangi avukat?” Selin kaskatı kesildi. “Bu çocuk çok fazla şey biliyor.” Ve sonra— bir şey oldu. Bir parmağım. Kıpırdadı. Eren bunu gördü ama hiçbir şey söylemedi. Yanıma eğildi ve fısıldadı: “Anne, kıpırdama. Ben yardım çağırdım bile.” “Ne dedin sen?” diye tersledi Murat. “Onu sevdiğimi söyledim.” Selin elini çantasına attı. “Noter aşağıda.” Murat elimi sıkıca kavradı. “O kağıtları imzalayacaksın Emel. Öyle ya da böyle.” Ama artık ölmüyordum.
“İyi akşamlar Murat. Ona bir daha dokunmadan önce, frenlerinin neden kesildiğini açıklayacaksın.” Her şey durdu. Ve anladım ki— bu sadece başlangıçtı. Sessizlik o kadar ağırlaştı ki kalp monitörünün sesi bile daha yüksek çıkmaya başladı. Murat yavaşça elimi bıraktı; korkudan değil, hesap kitap yapmaktan. “Seni içeri kim aldı?” diye sordu. “Polislerle çoktan konuşmuş olan hastane personeli,” dedi Pelin Hanım sakince. Tek müttefikim. Tek korumam. Ve hâlâ kendi vücudumun içine hapsolmuştum, onu uyaramıyordum. Çünkü asıl tehlike Murat değildi. Selin’di. Sesi korkmuş gibi gelmiyordu. Daha çok sinirlenmiş gibiydi. “Bu saçmalık,” dedi. “Emel bir kaza geçirdi.” “İlginç bir kaza,” diye cevap verdi Pelin Hanım. “Frenler bozuk değilmiş. Kesilmişler.” Selin kulağıma eğildi. “Bu hiçbir şeyi kanıtlamaz,” diye fısıldadı. Ama eli titriyordu. İlk defa— korkuyordu. “Onun o yolu kullanacağını herkes bilmiyordu,” dedi Pelin Hanım. “Ve onun ölümünden herkes kazanç sağlamıyor.” Murat zoraki bir kahkaha attı. “Kazanç mı? Karım komada.” “Karınız vasiyetini değiştirdi.” Oda buz kesti. Selin geri adım attı. “Bu imkansız—” Çok geçti. “Nasıl imkansız?” diye sordu Pelin Hanım. Eren elimi sıkıca tuttu. “O belge sayılmaz,” dedi Murat hızla. “Zihni yerinde değildi.” “Zihni gayet açıktı,” diye karşılık verdi Pelin Hanım. “Her şey artık Eren için kurulan bir fona devredildi. Ve ona bir şey olursa ikinizin de çocuğa yaklaşma yetkisi yok.” İşte o zaman anladım. Sadece parayı istemiyorlardı. Oğlumu istiyorlardı. Onu kontrol etmek için. Onu yok etmek için. Selin’in sesi keskinleşti. “Bu iş kontrolden çıkıyor.” Tekrar yaklaştı. “Belki de hiç uyanmamasını sağlamalıydık.” Odaya soğuk bir şey girdi. Metal. “Yeter,” dedi. “Onu yere bırak,” diye uyardı Pelin Hanım. O sırada Eren konuştu. “Selin Teyze… Bunu daha önce de söylemiştin.” Sessizlik paramparça oldu. “Ne?” dedi Murat. “Sizi duydum,” dedi Eren. “Annemin imzalamayacağını söyledin. Selin Teyze de bir virajın her şeyi çözeceğini söyledi.” Selin küfretti. “Sus artık.” Ama Eren durmadı. “Herkese onun yorgun olduğunu söyleyeceğinizi… sonra da beni götüreceğinizi söylediniz.” Murat ona doğru bir adım attı. “Buraya gel.” “Ona dokunma,” dedi Pelin Hanım. Kıpırdamaya çalıştım. Bağırmaya. Onu korumaya. Ama tek yapabildiğim— elimi hareket ettirmekti. Bu sefer—bir parmaktan fazlasıydı. Eren bunu hissetti. Selin bunu gördü. Ve gülümsedi. “Şuna bak… uyanıyor.” Kapıyı kilitledi. Murat Eren’i yakalarken— dışarıdan bir ses bağırdı: “Polis! Kapıyı açın!” Ama Selin çoktan fazla yaklaşmıştı… “Onu bırak,” dedi Pelin Hanım. Selin tutuşunu sıkılaştırdı. “Benim olanı kimse alamaz.” Kapı sarsıldı. “Polis!” Murat’ın yüzü kireç gibi oldu. “Selin—dur.” “Şimdi mi korktun?” diye tersledi Selin. “Frenleri sen kestin!” “Çünkü sen yapamadın!” Her kelime gerçeği gün yüzüne çıkarıyordu. Pelin Hanım hiçbir şey demedi. Demesine gerek de yoktu. Her şeyi kaydediyordu. Kapı kırıldı. Polisler içeri daldı. Selin direndi ama elinden bir şey düşürdü. Bir neşter. Eren kurtulup yanıma koştu. “Anne…” Elimde kalan son güçle— elini sıktım. Sıkıca. “Uyandı!” diye bağırdı. Gözlerimi açmaya zorladım. Işık canımı yaktı. Her şey bulanıktı. Ama onu gördüm. Oğlumu. Hayatta. Güvende. “Buradayım,” diye fısıldadım. Onu tutuklarlarken Murat bağırdı. Selin çığlık attı. “Her şeye her zaman o sahipti!” Ve sonunda anladım. Bu sadece açgözlülük değildi. Yılların kıskançlığıydı. Gizlenmiş. Büyümüş. Ölümcül. Aylar sonra… Hâlâ iyileşiyordum. Bedenen. Ruhen. Ama gözlerimi her açtığımda— Eren oradaydı. Vasiyetim onu korudu. Murat ve Selin her şeylerini kaybettiler. Mahkemede birbirlerine düştüler. Ve adalet yerini buldu. Asla arkama bakmadım. Küçük bir eve taşındım. Sessiz. Huzurlu. Eren bir ağaç dikti. “Seninle birlikte büyüsün diye anne.” Bazen hâlâ korkuyorum. Ama sonra o soruyor: “Anne… hâlâ burada mısın?” Ve cevap veriyorum: “Evet bebeğim. Hâlâ buradayım.” Çünkü bazen— insanlar sizi çok erken gömmeye çalışır. Ama bazen— geri dönersiniz.