Gece saat 2:00’de havalimanının bekleme salonunda oturuyordum, altı aylık oğlum göğsümde huzurla uyuyordu. Günlerdir uykusuzdum.
Üç ay önce kocam Ferhat, hamilelikten sonra bozulan vücudumu bahane ederek beni terk etmiş ve anında boşanma davası açmıştı. O günden beri kanser tedavisi gören annemi ziyaret edebilmek ve bu uçak biletini alabilmek için geceleri sabaha kadar pasta yapıp satıyordum. Oğlumun altını değiştirmek ve yüzüme biraz su çarpmak için en sondaki tuvalete girdim.
İşte o an cılız, kesik kesik bir ağlama sesi duydum. Sesi takip edip engelli tuvaletinin kapısını ittiğimde olduğum yerde dondum kaldım. Soğuk fayansın üzerinde, bol bir kazağa sarılmış, muhtemelen on günlük bile olmayan yeni doğmuş bir kız bebek yatıyordu. Ne bir battaniye, ne bir not, ne de bir anne vardı…
Bebek buz gibiydi ve nefesi yavaşlıyordu. İçgüdülerimle paltomu çıkarıp onu göğsüme bastırdım ama bu onu ısıtmaya yetmedi. Yapabileceğim tek bir şey vardı; oracıkta, o kirli tuvalet zemininde onu emzirdim. Minik bedeni yavaşça ısındı ve nefesi düzene girdi. Sağlık ekipleri gelip onu kollarımdan aldığında uçağımı çoktan kaçırmıştım. Beş parasızdım. Oğlumla eve dönmekten başka çarem kalmamıştı ama aklım o masum bebekteydi.
Ertesi sabah saat 7:15’te kapım şiddetle yumruklandı. Kapıyı açtığımda karşımda şık giyimli, zengin ve kusursuz görünen bir kadın duruyordu.
Bana buz gibi bir sesle, “Dün yaptığın şey yüzünden buradayım. Oğlunu al, benimle geliyorsun,” dedi. Ellerim titreyerek “Neden?” diye sorduğumda, üzerime doğru bir adım atıp, “Çünkü yaptıklarının SONUÇLARINI görmen gerekiyor,” diye karşılık verdi.
Beni polise teslim edeceğini sanıyordum. Ancak arabasıyla beni götürdüğü yer karakol değil, ÇOK İYİ bildiğim bir yerdi: Beni terk eden eski kocam Ferhat’ın evi!
Eski kocamın evinin kapısını açıp içeri adım attığım an karşılaştığım ve kalbimi durduran manzara şuydu…
Salona adım attığımda, Ferhat o çok sevdiği, uğruna bizi terk ettiği lüks deri koltukta değil, yerdeki halının üzerinde perişan bir halde çöküp kalmıştı. Etraf darmadağındı; kırık vazolar, devrilmiş sehpalar ve yırtılmış fotoğraflar… Ama asıl dondurucu olan şey, salonun ortasında duran iki polis memuru ve kucağında dün gece havalimanında emzirdiğim o minik kız bebeğiyle duran bir sosyal hizmetler görevlisiydi.
Yanımdaki şık giyimli kadın kapıyı sertçe kapatıp kollarını göğsünde bağladı. Bana değil, yerde acınası bir halde titreyen Ferhat’a bakıyordu.
“Selma,” dedi kadın, sesindeki o buz gibi ton yerini derin bir yorgunluğa bırakırken. “Ben Banu. Ferhat’ın seni ‘çirkinleştiğin’ için terk edip uğruna koştuğu o zengin ve kusursuz yeni nişanlısı.”
Şaşkınlıktan nefesim kesilmişti. Ferhat başını bile kaldıramıyordu.
Banu devam etti: “Ferhat sadece seni aldatmadı Selma. Benimleyken de asistanıyla gizli bir ilişki yaşıyormuş. O kız hamile kalmış. Ferhat, kızın kariyerini ve hayatını mahvetmekle tehdit edip bebeği ondan gizlice almış. Dün gece o bebeği, o buz gibi havalimanı tuvaletine kendi elleriyle bırakan kişi… Senin o çok sevdiğin eski kocandı. Havalimanının güvenlik kameraları her şeyi kaydetmiş.”
Duyduklarım beynimde yankılanırken midem bulandı. Ferhat, kendi öz kızını, yeni doğmuş bir bebeği ölüme terk etmişti!
“Kaderin nasıl bir oyun oynadığını görüyor musun?” diye güldü Banu acı acı. “O bebeği tesadüfen bulan, donmaktan ve açlıktan ölmek üzereyken kendi sütüyle hayata döndüren kişi sen oldun. Sen, onun kapının önüne koyduğu eski karısı! Polis dün gece bebeğin üzerindeki kazağın kime ait olduğunu kameralardan tespit edince sabahın köründe bu eve baskın yaptı. Her şeyi itiraf etti.”
Ferhat dizlerinin üzerinde sürünerek bana doğru yaklaştı. Gözleri kan çanağı gibiydi. “Selma… Lütfen,” diye hıçkırdı, ellerimi tutmaya çalışarak. İğrenerek geri çekildim. “Polislere şikayetinden vazgeçmelerini söyle. Beni hapse atacaklar! Bütün hayatım, kariyerim bitecek! Sen merhametlisin, yapma n’olur!”
“Bana dokunma!” diye bağırdım, sesim o dondurucu odanın duvarlarında yankılandı. “Sen, benim bedenim oğlumuzu dünyaya getirirken değiştiği için iğrendiğini söyleyip beni terk ettin! Sonra da kendi kanından olan bu masum bebeği, bir tuvalet köşesinde ölüme mahkum ettin. Senin merhamet dilenmeye hakkın yok!”
Polis memurlarından biri Ferhat’ı kollarından tutup ayağa kaldırdı ve kelepçeyi bileklerine geçirdi. Ferhat ağlayarak, yalvararak evden çıkarılırken, Banu yanıma yaklaştı. Yüzünde artık kibir değil, derin bir saygı vardı
Devamı Sonraki Sayfada….