Kayıp Aşkın Geri Dönüşü

Kızımın nişanlısıyla tanışmanın sıradan bir aile yemeği olacağını sanmıştım. Sonra içeri girdi; 1985’teki mezuniyet balonundan sonra hayatımdan çıkıp giden o çocuğun, Kerem‘in tıpkısının aynısıydı. Yanında getirdiği şeyi gördüğümde, gömdüğüm geçmişim gerçekleri sormak üzere geri döndü.

Kızımın nişanlısını ilk gördüğümde servis kaşığını elimden düşürdüm; çünkü karşımda 1985 yılında hayatımdan bir anda yok olan o gencin yüzü duruyordu.

Bu sadece bir benzerlik değildi; hani “Bana birini hatırlatıyor,” dersiniz ya, öyle bir şey hiç değildi.

Cihan, elinde çiçekler ve kızımın eliyle kapımda duruyordu. O korkunç saniye boyunca yeniden on yedi yaşıma döndüm. Spor salonunun ışıkları altında duruyordum ve Kerem, sanki tüm dünya sadece ikimizden ibaretmiş gibi bana gülümsüyordu.

“Anne?” dedi Lale. “İyi misin?”

“Bana birini hatırlatıyor.”

Aşağı baktım. Patates püresi ayakkabımın üzerine düşmüştü.

“Şey,” dedim. “Sanırım akşam yemeği kendisini önce tanıtmak istedi.”

Lale geçiştirmek için bir kahkaha attı. Cihan gülmedi. Sadece o koyu renkli, dikkatli gözlerle bana baktı.

Kerem’in gözleriyle.

Elli sekiz yaşındaydım ve asla tam iyileşmeyen o kaybın sızısıyla yaşamıştım. İnsan bu acının etrafında yemek yapmayı, çalışmayı ve çocuk büyütmeyi öğreniyor.

Kerem, mezuniyet gecemizde ortadan kaybolmuştu.

Veda yoktu. Not yoktu. Bir telefon bile gelmemişti.

Sadece bana bakmıştı.

Yıllarca onun beni terk ettiğine inandım.

Sonra kızım, eve onun yüzünü taşıyan bir adam getirdi.

“Anne,” diye fısıldadı Lale, dirseğime dokunarak. “Bu Cihan.”

Cihan bir adım öne çıktı. “Efendim, tanıştığımıza çok memnun oldum.”

“Emel,” dedim. “Bana Emel de. ‘Efendim’ deyince kendimi çok yaşlı hissediyorum.”

Lale rahatladı. “Gördün mü? Normal biri.”

“Asla normal olacağıma söz vermedim tatlım,” dedim, nemli bir bezle ayakkabımı silerken. “Sadece tavuk sözü verdim.”

Beni terk ettiğine inanmıştım.

Fırında tavuk yapmıştım; çünkü Lale bir keresinde bunun bir eve, sanki içeridekilerin hayatı düzendeymiş gibi bir koku verdiğini söylemişti.

Belki de hiç kullanmayacağımız şarap kadehlerini parlatmış, ilk tepsi poğaçaları yakmış ve Lale beni yakalayana kadar çatalları aynı hizaya sokmaya çalışmıştım.

“Anne, yerinde duramıyorsun,” dedi.


devamı sonraki sayfada…