İKİZ KIZ KARDEŞİM ÖLDÜ .

İKİZ KIZ KARDEŞİM ÖLDÜ — 68 YIL SONRA, TESADÜFEN TIPKI BANA BENZEYEN BİR KADINLA TANIŞTIM.

Beş yaşındayken, ikiz kız kardeşim evimizin arkasındaki ormana girdi ve bir daha asla geri dönmedi. Polis aileme onun cansız bedeninin bulunduğunu söyledi ama ben ne bir mezar gördüm ne de bir tabut. Sadece on yıllar süren bir sessizlik ve bu hikâyenin aslında bitmediğine dair bir his..

Ben Derya, 73 yaşındayım. Hayatımda her zaman Elif adındaki küçük bir kız çocuğu şeklinde bir boşluk vardı.

Elif benim ikizimdi. Kaybolduğunda beş yaşındaydık.

Biz sadece “aynı gün doğan” ikizler değildik. Aynı yatağı, aynı zihni paylaşan ikizlerdik. O ağlasa ben ağlardım; ben gülsem o daha yüksek sesle gülerdi. Cesur olan oydu, ben ise onu takip ederdim.

Kaybolduğu gün annemle babam işyerindeydi, biz ise anneannemle kalıyorduk.

Hastaydım. Ateşim vardı, boğazım yanıyordu. Anneannem elinde soğuk bir bezle yatağımın kenarında oturuyordu.

“Dinlen yavrum,” dedi. “Elif uslu uslu oynar.

Uyuyakalmışım.

Uyandığımda evde bir tuhaflık vardı.

Çok sessizdi.

Top sesi yoktu. Mırıldanma yoktu.

“Anneanne?” diye seslendim.

Cevap yoktu.

İçeri daldı; saçları dağılmış, yüzü gerilmişti.

“Elif nerede?” diye sordum.

“Muhtemelen dışarıdadır,” dedi. “Sen yatakta kal, tamam mı?”

Sesi titriyordu.

Arka kapının açıldığını duydum.

“Elif!” diye bağırdı anneannem.

Sonra polisler geldi.

Cevap yoktu.

“Elif, çabuk buraya gel!”

Sesi yükseliyordu. Sonra ayak sesleri; hızlı ve telaşlı.

Yataktan kalktım. Koridor buz gibiydi. Ben oturma odasına varana kadar komşular kapıya doluşmuştu. Komşumuz Ferit Bey önümde diz çöktü.

“Kardeşini gördün mü tatlım?” diye sordu.

Başımı salladım.

“Yabancılarla konuşur muydu?”

Sonra polisler geldi.

Mavi ceketler, çamurlu botlar, cızırtılı telsizler… Cevaplamayı bilmediğim sorular.

“Üstünde ne vardı?” “Nerede oynamayı severdi?” “Yabancılarla konuşur muydu?”

Topunu buldular.

Evimizin arkasında, arazi boyunca uzanan bir orman şeridi vardı. İnsanlar oraya sanki sonsuzmuş gibi “orman” derdi ama aslında sadece ağaçlar ve gölgelerden ibaretti. O gece, fenerlerin ışıkları ağaç gövdeleri arasında gidip geldi. Adamlar yağmurun altında onun adını haykırdı.

Topunu buldular.

Bana verilen tek net bilgi buydu.

Aramalar devam etti. Günler, haftalar… Zaman birbirine karıştı. Herkes fısıldaşıyordu. Kimse açıklama yapmıyordu.

Anneannemin mutfaktaki lavabonun başında ağlayarak defalarca “Çok üzgünüm,” diye fısıldadığını hatırlıyorum.

“Derya, odana git.”

Bir keresinde anneme, “Elif ne zaman eve gelecek?” diye sordum.

Bulaşıkları kuruluyordu. Elleri durdu.

“Gelmeyecek,” dedi.

“Neden?”

Babam araya girdi.

“Yeter,” dedi sertçe. “Derya, odana git.”

Babam alnını ovuşturuyordu.




devamı sonraki sayfada…