İhanetin Kanıtı: Uçak Yolculuğu

İstanbul Havalimanı Dış Hatlar terminalinde uçağın kapısında duruyordum. Üzerimde kusursuzca ütülenmiş lacivert üniformam, arkada özenle toplanmış saçlarım ve on yıllık uluslararası uçuş tecrübesinin bir reflekse dönüştürdüğü o profesyonel gülümseme vardı. Madrid’e yapılacak bir gece uçuşuydu; üst segment kabinden sorumluydum ve her varlıklı yolcunun kendini rahat ve önemli hissetmesini sağlıyordum.

Aynı sabah kocam Adnan alnımdan öpmüş ve önemli bir iş görüşmesi için Ankara’ya uçacağını söylemişti. Ona inanmıştım, çünkü inanmak çoktan bir alışkanlık haline gelmişti. Sonra yolcu listesinde ismini gördüm: Adnan Selvi. Birkaç saniye boyunca bunun bir başkası olması gerektiğine kendimi ikna etmeye çalıştım. Ama sonra uçağa bindi. Ve yalnız değildi.

Yanında daha genç bir kadın yürüyordu; zarif ve kendinden emin, sanki lüks hayatın içine doğmuş gibi bir tavır içindeydi. Adnan’ın eli kadının belindeydi ve bu dokunuş, ikisi de tek bir kelime etmeden her şeyi anlatmaya yetiyordu. Kadının gözleri benimkilerle buluştu ve o an, yüzündeki o emin ifadenin sarsıldığını gördüm.

Tepki vermedim. Olay çıkarmadım. Omuzlarımı dikleştirdim ve profesyonelce gülümsedim.

“Hoş geldin Adnan. Umarım Ankara seyahatin iyi geçiyordur.”

Bir saniye donup kaldı.

“Aaa… Siz tanışıyor musunuz?”

Sakin bir tavırla kadına döndüm. “Öyle de denilebilir. Hayatının en önemli imzalarını atmasına ben yardım ettim. Lütfen 2A ve 2B numaralı koltuklara kadar beni takip edin.”

Kadın kafası karışmış görünüyordu ama henüz endişeli değildi.




devamı sonraki sayfada…