Bebekler doğduğunda kimseye benzemez derler. Ödemlidir, şiştir, yüz hatları oturmamıştır. Ama bazı şeyler genetiğin acımasız, silinmez imzasıdır. Ve o imza, benim evliliğimin ölüm fermanıydı.
“Duydun beni,” dedim sesimi olabildiğince düz tutmaya çalışarak. “Bu çocuk benden değil Ceren. Bunu sen de biliyorsun.”
Gözyaşları yanaklarından süzülmeye başladı. Ellerini yüzüne kapattı. Bir inkar bekledim. “Saçmalama,” demesini, “Sen delirdin mi, o bizim oğlumuz,” diyerek bana bağırmasını, bana hakaret etmesini, hatta hemşireleri çağırmasını bekledim. Yapmadı. Sadece hıçkırarak ağlamaya devam etti.
İşte o an, test sonucuna bile gerek kalmadığını anladım. O derin, suçluluk dolu sessizlik, dünyadaki bütün laboratuvar sonuçlarından daha kesin, daha net bir cevaptı. Beş yılım. Üniversite kantininde başlayan o masum hikayemiz. İlk evimizi dizerken çektiğimiz heyecanlar. Hepsi, o “talepkar müdürün” deri koltuklu ofisinde, mesaiye kalındığı söylenen o iğrenç gecelerde paramparça edilmişti.
Odadan nasıl çıktığımı, hastanenin o uzun, florasan ışıklı koridorlarını nasıl yürüdüğümü hatırlamıyorum. Annemlerin, yakın arkadaşlarımızın torun müjdesi beklediği o neşeli kafeteryaya inmedim. Hastanenin dışına, soğuk gece havasına attım kendimi. Derin, kesik kesik nefesler alıyordum. Telefonum cebimde titremeye başladı. Arayan annemdi. Torununu görmek için sabırsızlanıyordu. Açmadım.
Sonraki birkaç gün tam bir kabustu. Ceren hastaneden taburcu oldu. Onu ve bebeği eve ben getirmedim. Durumu anladığı an sinir krizi geçiren annesi getirdi. Ben o sırada eve uğramadım bile, şehre uzak, küçük bir butik otele yerleştim. Ama o testi yaptırdım.
Ceren itiraz etmedi. Sadece sustu. O gün eve gelen özel bir laboratuvar görevlisi, bebeğin yanağından o pamuklu çubuğu alırken Ceren köşede oturmuş, boş gözlerle yeri izliyordu. Benden de örnek alındı. “Sonuçlar üç iş günü içinde e-postanıza düşer,” dedi görevli çantasını toplarken. O üç gün, hayatımın en uzun, en nefessiz kaldığım üç günüydü.
Ve üçüncü günün sabahı. Otel odasındaydım. Kahve bardağım elimde çoktan soğumuştu. Bilgisayarın ekranında beliren o bildirim sesi, odanın içindeki sessizliği bir bıçak gibi kesti. Yeni E-posta: Gen-Med Laboratuvarları.
Ellerim titriyordu. Dosyayı açmak için fareye tıklarken, kalbimin göğüs kafesimi kırıp dışarı fırlayacağını hissediyordum. Sayfanın en altına doğru kaydırdım. Karmaşık tıbbi terimleri, genetik eşleşme oranlarını, sayılardan oluşan o uzun ve anlamsız listeyi atladım. Gözlerim sadece o son cümleyi, o kesin hükmü arıyordu. Ve buldum. Kırmızı, kalın harflerle yazılmıştı. %0 Eşleşme. Babalık bağı dışlanmıştır.
Bilgisayarın ekranına bakakaldım. Aylardır içimde uyutmaya çalıştığım o şüphe haklı çıkmıştı. “Belki yanılıyorumdur”, “belki kuruntu yapıyorumdur” diyen o son cılız umut sesi, o yüzde sıfırın altında ezilip yok oldu. Ben bir baba değildim. Hiç olmamıştım. Sadece sadık bir eş, kör bir aptal ve başkasının günahını örtmek için seçilmiş mükemmel bir paravandım.
Telefonumu elime aldım. Ceren’in numarasını tuşladım. İkinci çalışta açtı. Arkadan bebeğin, o başka adama ait bebeğin tiz ağlama sesi geliyordu. “Gördün mü?” diye sordu titreyen, çatallı bir sesle. “Gördüm,” dedim. Sesim beklediğimden çok daha soğuk, çok daha hissiz çıkmıştı. “Lütfen,” diyerek ağlamaya başladı. Nefes alamıyordu. “Bana bir şans ver. Açıklayabilirim. İnan bana sadece bir hataydı… Bir geceydi. Ne yaptığımı bilmiyordum. Ben sadece seni seviyorum. Biz bir aileyiz, lütfen bizi bırakma.”
Gözlerimi kapattım. O üniversitedeki saf, güler yüzlü kızın hali geldi gözümün önüne. Sonra hastane odasındaki o kapkara saçlı bebeğin yüzü. “Biz hiçbir zaman aile olmadık Ceren,” dedim usulca. “Sadece sen çok iyi bir oyuncuydun, ben de çok iyi bir seyirci.”
O çaresizce hıçkırırken telefonu kapattım. Otel odasının penceresinden dışarı, yeni doğan güneşe baktım. Güneş doğuyordu ama benim hayatım en zifiri karanlığa yeni adım atıyordu. Boşanma dilekçesini yazmak için masaya oturduğumda, içimde öfkeden ziyade koca bir boşluk vardı. Ve bu boşluğun içinde yankılanan tek bir gerçek: Artık kendi gölgeme bile güvenemeyeceğim bir hayata başlıyordum.