Hastanedeki Sır ve Tehlike

Farkındalığın ilk anları çok kırılgandı; sanki çok erken hareket edersem dünya tuzla buz olacakmış gibi hissettim. Bu yüzden kıpırdamadım ve o sessizliğin içinde gerçekler su yüzüne çıkmaya başladı.

Beni kendime getiren ilk şey düzenli, ritmik bir bip sesiydi. Karanlığın içinden geçip gelen bu ses, sanki beni çok derinlerden yukarı çağırıyordu.

Vücudum artık bana ait değilmiş gibi ağırdı. Hareket etmeye çalıştım ama hiçbir uzvum tepki vermedi. Göz kapaklarım sanki mühürlenmişti; ne hareket edebiliyor ne de konuşabiliyordum. Ama uyanıktım ve her şeyin farkındaydım.

O ses karanlığı yırtıp geçiyordu.

Derken sıcak, küçük ve titreyen bir el avucumun içine kaydı.

“Anne… eğer beni duyabiliyorsan… sakın gözlerini açma.”

Bu, sekiz yaşındaki oğlum Mert’ti.

Kalbim yerinden fırlayacak gibi oldu ama kendimi hareketsiz kalmaya zorladım.

Daha da yaklaştığında, parmakları benimkilere dolanmış haldeyken titreyen nefesi kulağıma çarptı.

1 2