Kızının Fedakarlığı, Annenin Endişesi

Yalnız bir anne olmanın en zor yanının, sesimdeki mahcubiyeti kızıma hissettirmeden “buna gücümüz yetmez” demeyi öğrenmek olduğunu sanıyordum. Sonra okulunda gerçekleşen küçük bir iyilik hareketi, kanımı donduran bir telefon görüşmesine dönüştü.

Yalnız bir anneyim ve çoğu hafta benim için bir meydan okuma gibi geçiyor. İki işte çalışıyorum. Her kuruşu sonuna kadar zorluyorum. Cumaya kadar ne kadar benzin yakacağımı, hangi faturanın üç gün bekleyebileceğini, hangisinin bekleyemeyeceğini adım gibi biliyorum.

Kızım Elif 9 yaşında. Normalde çok neşeli ve konuşkandır. Kapıdan girer girmez çantası daha yere değmeden anlatmaya başlar: Okulda olanlar, oyun alanı dedikoduları, daha öğle yemeği bitmeden akşam ne yiyeceğimize dair sorular…

Bir şeylerin ters gittiğini böyle anladım.

Geçen hafta eve çok sessiz geldi. Çantasını usulca kenara koydu, mutfak masasına oturdu ve öylece boşluğa baktı. Televizyon yok, atıştırmalık istemek yok, teneffüste kimin ne yaptığına dair o uzun hikâyeler yok

“Hey, iyi misin?” dedim.

Omuz silkti. Dudakları titriyordu. Ona tost yaptım, neredeyse hiç dokunmadı. Karşısına oturdum. “Okulda bir şey mi oldu?”

“Zeynep…” diye fısıldadı.

Bekledim. Elif ellerine bakarak konuştu: “Voleybol oynarken gözlükleri kırıldı.”




devamı sonraki sayfada…