Ancak ekranda romantik müzikler eşliğinde dönen fotoğraflar yoktu. Görüntü titredi ve aniden loş bir kafenin güvenlik kamerası veya gizli çekilmiş bir telefon kamerası açısına dönüştü. Ekranda Banu vardı. Karşısında ise Ferhat değil, mahalleden hepimizin tanıdığı, Ferhat’ın da eski iş ortaklarından olan Hakan oturuyordu.
Salonda buz gibi bir sessizlik oldu. Kimse ne olduğunu anlamamıştı. Ferhat’ın kaşları çatıldı, DJ kabinine doğru bir şeyler işaret etti ama ses çoktan tüm salona yayılmıştı bile.
Ekranda Banu’nun o kibirli sesi yankılandı:
“Tabii ki Ferhat bebeğin kendisinden olduğuna inanıyor Hakan. O kadar kör kütük aşık ki ve çocuk sahibi olmayı o kadar çok istiyordu ki, babalık testi falan aklının ucundan bile geçmedi.”
Salondan eşzamanlı bir şaşkınlık nidası koptu. Birileri çığlık attı. Ferhat’ın elindeki mikrofon büyük bir gürültüyle yere düştü.
Ekranda Hakan gergin bir şekilde, “Banu, bu çocuk benim! Onu başka bir adamın büyütmesine nasıl izin verirsin?” diyordu.
Banu ise iğrenç bir kahkaha atarak cevap verdi: “Saçmalama Hakan! Senin neyin var? İflas etmiş bir adamsın! Ferhat’ın parası, statüsü, bize sunacağı lüks bir hayat var. Çocuğumuz prensler gibi yaşayacak. Benim ablamı gözünü kırpmadan harcayan adam, bizim için bir para makinesinden başka bir şey değil. Sadece çeneni kapalı tut yeter!”
Video aniden kapandı ve ışıklar yandı. Koca balo salonunda ölüm sessizliği hakimdi. Sadece annemin arka masalardan kopan feryadı duyuldu.
Gözlerim Ferhat’a kaydı. Yüzündeki bütün kan çekilmiş, kireç gibi bembeyaz olmuştu. Omuzları çökmüş, gözleri fal taşı gibi açılmıştı. Hayatını üzerine kurduğu o “büyük aşk” ve “mucize bebek” yalanı, yüzlerce insanın önünde paramparça olmuştu. Benim hayatımı mahvederken hissettiği o kibir, yerini dipsiz bir çukura bırakmıştı.
Banu panik içinde ağlamaya başladı. “Ferhat! İnan bana, montaj bu! Biri bize oyun oynuyor, yalvarırım dinle!” diyerek Ferhat’ın koluna yapıştı.
Ama Ferhat ona öyle bir iğrentiyle baktı ki, sanki karşısında bir yılan varmış gibi kolunu şiddetle geri çekti. Banu dengesini kaybedip yere kapaklanırken, Ferhat hiçbir şey söylemeden, tek bir kelime bile etmeden sahneden inip salonun çıkışına doğru koşar adım uzaklaştı. Ferhat’ın ailesi öfkeyle bağırıyor, Banu yerde hıçkırıklar içinde kıvranıyordu.
Melis bana dönüp göz kırptı. Videoyu onun mu bulduğunu, Hakan’ın mı gönderdiğini hiçbir zaman sormadım. O an hissettiğim tek şey, omuzlarımdan kalkan o devasa yüktü.
Karanlık köşeden çıktım. Yüzümde, aylardır ilk defa gerçek, huzurlu bir gülümseme vardı. Restoranın kapısından çıkıp geceye karışırken, arkamda bıraktığım o enkazın artık benimle hiçbir ilgisi kalmadığını biliyordum. Adalet bazen geç gelirdi ama geldiğinde, herkesin hak ettiğini tam olarak verirdi.