Banu, Lale ve Melis benim kız kardeşlerim. Ben ise en büyükleri, Selma’yım.
Aramızda ilk evlenen bendim; Ferhat’a sırılsıklam aşıktım. O benim için kusursuzdu: çekici, sıcakkanlı ve kararlı. Evliliğimizin ilk zamanları masal gibi mutlu geçiyordu.
Ancak Ferhat’ın bir gün karşıma geçip “Konuşmamız lazım,” demesiyle tüm dünyam başıma yıkıldı. Gözlerimin içine baka baka, “Banu hamile,” diye itiraf etti.
İnanamayarak, “Kız kardeşim mi?” diye sordum. “Çocuk benden,” diye cevap verdi.
Bunun kasıtlı olmadığını, kız kardeşime “aşık olduğunu” söyledi. Sonraki adım boşanmaktı ve utanmadan benden Banu’yu suçlamamamı istedi.
Yıkılmış bir halde, sessizce kalakaldım. Bu iğrenç ihanet ailemizi ikiye böldü, arkadaşlarımız ve komşularımız arasında bir orman yangını gibi yayıldı. Yaşadığım bu ağır stres ve kalp kırıklığı yüzünden, karnımdaki masum bebeğimi kaybettim.
Banu ve Ferhat, sırf doğacak çocuk uğruna annemle babamın da desteğini alarak kendilerine gösterişli bir düğün yaptılar. Ben ise yalnızlığı seçtim.
Onların düğün gecesi, evde bir battaniyeye sarılmış halde sabaha kadar film izleyerek acımı unutmaya çalışıyordum. Derken diğer kız kardeşim Melis’ten bir telefon geldi. Sesi titriyordu ve inanılmaz heyecanlıydı.
“Selma, buna inanamayacaksın! Üzerine bir kot, bir kazak, ne bulursan geçir ve hemen düğünün yapıldığı restorana gel. Şimdi! Bunu kesinlikle kaçırmak istemezsin!”
Beni apar topar oraya çağırmasına sebep olan ve Ferhat ile Banu’nun o iğrenç kutlamasını darmadağın edecek olan o büyük şok neydi?
Telefon elimde titrerken, Melis’in söylediklerini idrak etmeye çalışıyordum. Oraya gitmek, benim hayatımı çalan o iki insanın sahte mutluluğunu görmek isteyeceğim en son şeydi. Ama Melis’in sesindeki o acil, hatta adeta zafer dolu tını beni yerimden kaldırdı. Üzerimdeki battaniyeyi fırlatıp attım. Aceleyle bir kot pantolon ve siyah bir kazak geçirdim sırtıma. Saçlarımı alelade toplayıp arabamın anahtarlarını kaptığım gibi gecenin karanlığına karıştım.
Düğünün yapıldığı o şatafatlı, lüks restoranın önüne geldiğimde kalbim göğüs kafesimi kıracakmış gibi çarpıyordu. Kapıda beni Melis ve diğer kız kardeşim Lale bekliyordu. İkisinin de yüzünde, bunca zamandır hissettiğimiz o ağır kederin yerini almış, garip bir heyecan ve intikam parıltısı vardı.
“Melis, neler oluyor? Neden buradayım?” diye sordum nefes nefese.
Melis koluma girdi, dudaklarında ince bir gülümsemeyle, “Sadece sessiz ol ve bizimle gel abla,” dedi. “İnan bana, bu gece adalet yerini bulacak.”
Beni restoranın personel girişinden, loş bir koridordan geçirerek devasa balo salonunun en arka kısmına, karanlık bir köşeye soktular. Salon hınca hınç doluydu. Ferhat’ın o çok değer verdiği “prestijli” ailesi, annem, babam ve tüm akrabalar oradaydı. Herkesin dikkati sahnedeydi.
Ferhat, elinde mikrofonla sahnenin tam ortasında duruyordu. Üzerinde özel dikim beyaz bir damatlık vardı. Hemen yanında, abartılı gelinliğinin içinde, şişkin karnını gururla tutan Banu duruyordu. Yüzlerinde o mide bulandırıcı, sahte ve kibirli mutluluk ifadesi vardı.
“Bugün burada,” diyordu Ferhat mikrofonun yankılanan sesiyle, “aşkın ne kadar güçlü olduğunu, bazen beklenmedik yollardan gelse de eninde sonunda kalbinizi bulduğunu kutluyoruz. Banu bana sadece aşkı değil, yakında kucağımıza alacağımız bu küçük mucizeyi de verdi.”
Midem kasıldı. Gözlerimi kapatıp oradan gitmek istedim ama Melis elimi sımsıkı tuttu. “Bekle,” diye fısıldadı. “Şimdi başlıyor.”
Ferhat sözlerini bitirip, “Şimdi sizin için hazırladığımız, aşkımızın hikayesini anlatan o kısa videoyu izleyelim,” dediğinde, salonun ışıkları karardı. Sahnenin arkasındaki devasa beyaz perdeye bir projeksiyon yansıdı
Devamı Sonraki Sayfada…