Önümde sadece bir hafta vardı. Avukatımla beraber kusursuz bir plan hazırladık. Şirketin ana sözleşmesindeki bir açığı kullanarak ve Emre’ye gönderilen usulsüz transferlerin dökümlerini bankadan onaylatarak “nitelikli dolandırıcılık ve güveni kötüye kullanma” suçlamasıyla savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Ama bunu onlara hemen söylemedim. Onların oyununu kendi sahnelerinde bitirecektim.
Kaçmayı planladıkları günden bir gece önce, ikisini de “düğün menüsü tadımı” bahanesiyle kafeye çağırdım. Emre ve Sinem, hiçbir şeyden habersiz, şık giysileriyle içeri girdiler. Keyifleri yerindeydi, muhtemelen içlerinden “Bu salağı son kez görüyoruz” diye geçiriyorlardı. Onları en güzel masaya oturttum. Önlerine kapaklı, şık bir sunum tabağı koydum. “Size özel, kendi ellerimle hazırladım,” dedim gülümseyerek.
Sinem heyecanla, “Ayy canım ya, bakalım ne döktürdün yine arka tarafta,” diyerek kapağı kaldırdı.
Kapağın altında pasta yoktu. İtalya uçak biletlerinin iptal dökümleri, Emre’nin hesabına yapılan para transferlerinin banka dekontları, savcılığa verilmiş şikayet dilekçesinin kopyası ve el yazısıyla yazdığım bir not vardı: “İtalya yerine Çağlayan Adliyesi’ne gidiyorsunuz. İyi yolculuklar.”
İkisinin de yüzündeki o kanın çekilme anı, hayatta gördüğüm en tatmin edici manzaraydı. Sinem kekeleyerek ayağa fırladı, “Bu… bu ne demek oluyor?” diyebildi sadece. Emre ise bana doğru bir adım atıp “Aşkım, açıklayabilirim, bir yanlış anlaşılma var,” diyecek oldu.
“Tek bir kelime daha ederseniz, şu an kapıda bekleyen polisleri içeri alırım,” dedim sesimi zerre titretmeden. “Tüm hesaplara bloke kondu. Emre’nin hesabındaki paranın şirket kasasına ait olduğu belgelendi. Yarın sabah şirket hisselerinin tamamını benim üzerime bedelsiz devrediyorsun Sinem. Ayrıca toptancıya olan borcun tamamını şahsi olarak üstlendiğine dair senedi de imzalayacaksın. Yoksa ikiniz de nitelikli dolandırıcılıktan hapse girersiniz.”
Sinem sinir krizi geçirip Emre’ye saldırdı, “Senin yüzünden oldu, sen planladın!” diye bağırırken, Emre onu itip dükkandan kaçmaya çalıştı. Onların o acınası, birbirlerini yiyen hallerini izlerken üzerimdeki unlu önlüğü yavaşça çıkardım, masanın üzerine bıraktım. Çantamı aldım ve arkama bile bakmadan dükkandan çıktım. O kapıdan çıkarken, sadece iki haini hayatımdan atmamıştım; kendi değerimi, kendi gücümü de yeniden kazanmıştım. Maskeler düşmüş, gerçekler masada kalmıştı. Şimdi o kafenin tek sahibi benim ve inanın, kahvelerimin tadı artık çok daha güzel.