İlk aşkımın geride bıraktığı dokuz kız çocuğuna, onlara bir gelecek verdiğime inanarak sahip çıktım. Bildiğim her şeyi değiştirecek bir geçmişe tutunanların onlar olacağını asla tahmin etmemiştim. Benim adım Davut ve bu benim hikâyem.
Liseden beri sadece tek bir kadını sevdim: Leyla. Ama hiçbir zaman bir arada olamadık.
Yıllar sonra, 35 yaşında vefat ettiğinde geride; bakacak kimsesi olmayan, farklı babalardan olma dokuz kız çocuğu bıraktı. Leyla bu çocukları yıllar içinde dört farklı adamdan dünyaya getirmişti. Dört baba da çocukları yanına alacak durumda değildi. İkisi ölmüş, biri hapisteydi, diğeri ise yurt dışına kaçmıştı. Ama işin aslı, babaların hiçbirinin ebeveyn olmaya niyeti yoktu.
Hiçbir zaman kavuşamamıştık.
Leyla’nın hayatını takip etmeme yardım eden eski bir lise arkadaşımdan, onun ve çocuklarının başına geleni duyduğumda öylece arkamı dönüp gidemedim. Leyla’nın çocuklarıyla tanışma şansına zaten daha önceden sahip olmuştum. Çocukların nereye götürüldüğünü hemen öğrendim ve habersizce oraya gittim.
Sosyal hizmetler görevlisine, dokuz kızın dokuzunu da almadan gitmeyeceğimi söylediğimdeki yüz ifadesini asla unutamam.
Evlat edinme süreci zaman aldı.
Dokuz kızı da yanıma almadan oradan ayrılmıyordum.
Ancak görevli memur, kızların sistem içinde kaybolmasını ya da birbirlerinden ayrılmasını istemiyordu; bu yüzden sürecin hızlanması için elinden geleni yaptı. Bu sırada, başka kimse onlara talip olmadığı için, kızların hepsi bir deneme süresi kapsamında benimle yaşamaya başladı.
İnsanlar bana deli gözüyle bakıyordu. Bazen benim bile onlara hak verdiğim anlar oluyordu.
Annem ve babam bu kararıma o kadar karşı çıktılar ki, beni aramayı bile bıraktılar!
İnsanlar arkamdan, duyabileceğim bir sesle, “Onun gibi bir adamın, kendisine hiç benzemeyen dokuz kızla ne işi var?” diye fısıldaşırlardı.
Bana deli diyorlardı.
Ama umrumda değildi. Tek düşünebildiğim kızlardı. Onları kurtarmak için içimde derin bir arzu vardı. Hem Leyla için, hem de ona hâlâ duyduğum aşk için.
Hiç evlenmemiştim ve kendi çocuğum yoktu, bu yüzden insanların endişeleri aslında haklıydı. Dürüst olmak gerekirse, dokuz çocuğun çiçeği burnunda babası olmak hiç de kolay değildi.