Adım Sevgi. On yıllık kocam Hakan ile dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatımız vardı

Cevap vermedim. Sadece elimdeki telefonu, ekranı aydınlık bir şekilde onun yüzüne doğru çevirdim. Aylin’in o iğrenç mesajı ekranda tüm çıplaklığıyla parlıyordu. Hakan’ın gözleri ekrana kilitlendiği an, yüzündeki kanın saniyeler içinde çekilişini, gözbebeklerinin korkuyla büyüyüşünü izledim. O an, yatak odasındaki sessizlik sağır edici bir gürültüye dönüşmüştü.

“Sevgi… Ben… Açıklayabilirim. İnan bana, bu göründüğü gibi değil…” Sesi titriyor, inkar etmeye çalışırken bile kendi yalanında çırpınarak boğuluyordu.

“Göründüğü gibi değil mi?” dedim sesimi hiç yükseltmeden, fısıltıdan hallice ama bıçak gibi keskin bir tonla. “Aylin’in parfümü mü göründüğü gibi değil, yoksa senin mesailerin mi Hakan? Bana yalan söyleme! Bari biterken omuzlarında bir gram olsun onur kalsın!”

Yatağın içinden fırlayıp dizlerinin üzerine çöktü. Ellerime uzanmaya çalıştı ama midem bulanarak kendimi hızla geri çektim. “Bana dokunma!” dedim sertçe, gözlerinin içine nefretle bakarak. “O ellerle bana bir daha asla dokunma.”

“Yalvarırım yapma…” diye ağlamaya başladı. On yıllık kocam, bir zamanlar dağ gibi güvendiğim o adam, gözümün önünde küçülüyor, acınası bir hale geliyordu. “Bir hataydı. Sadece bir anlık boşluktu. Seni seviyorum Sevgi, evliliğimizi çöpe atma ne olursun.”

Gülümsedim. Acı, alaycı ve kalbi paramparça olmuş bir kadının o sarsılmaz gülümsemesi… “Evliliğimizi çöpe atan ben değilim Hakan. Sen, o çöpe kardeşim dediğim kadınla birlikte atladın. Siz ikiniz, benim hayatımdaki en büyük, en kirli yalansınız.”

O an anladım ki, daha fazla o odanın havasını solursam boğulacaktım. Arkamı dönüp odadan çıktım ve doğruca salona geçtim. Vestiyerden kabanımı alırken, Hakan peşimden gelmiş, antrenin ortasında çaresizce duruyordu. Yanıma hiçbir eşya almadım. Sadece çantamı ve arabamın anahtarlarını aldım.

“Nereye gidiyorsun bu saatte? Lütfen gitme, konuşalım! Çözeceğiz bunu…”

“Avukatım seninle fazlasıyla konuşacak,” dedim dış kapının kolunu tutarken. Dönüp ona son kez, yabancı birine bakar gibi baktım. “Ve Aylin’e söyle… Artık o parfümü rahatça sıkabilir. Çünkü o koku, senin ihanetinin ve onun sahtekarlığının kokusu. İkinize de çok yakışıyor.”

Çelik kapıyı arkamdan sertçe çekip sokağa çıktığımda, gecenin ayazı yüzüme vurdu ama üşümüyordum. İçimde kopan o dehşetli fırtına dinmiş, yerini garip, tertemiz bir dinginliğe bırakmıştı. Arabama binip annemin evine doğru yola çıkmadan önce telefonumu elime aldım. Aylin’in numarasına girdim ve tek bir mesaj yazdım: “Senin gibi bir dostu ve onun gibi bir kocayı hayatımdan aynı gece söküp atmak, kendime verebileceğim en büyük ödüldü. Kendi kurduğunuz yalan dünyanızda size mutluluklar.” Gönder tuşuna bastıktan sonra o numarayı sonsuza dek engelledim.

Sonraki aylar, gözyaşları, mahkeme salonları ve yüzleşmelerle dolu, yorucu ama bir o kadar da arındırıcı bir dönem oldu. Hakan’ın kapıma kadar gelip döktüğü sahte gözyaşları, Aylin’in çevreye yaymaya çalıştığı zavallı iftiralar… Hiçbirine kulak asmadım, hiçbirine cevap vererek onları muhatap almadım. O gece o kapıdan çıkarken, zehirli geçmişimi de o evde bırakmıştım.

Bugün, o karanlık gecenin üzerinden tam iki yıl geçti. Şimdi kendi ayakları üzerinde dimdik duran, kendi işini kuran ve en önemlisi kendi değerini bilen bir kadınım. Aynaya baktığımda, ihanete uğramış mağdur ve zayıf bir kadın değil; en güvendiği yerden aldığı yarayı gururuyla, asaletiyle saran ve küllerinden yeniden doğan güçlü bir insan görüyorum. Hayat bazen size en acı dersleri, en sevdikleriniz aracılığıyla verir. Ama unutmayın, o dersi alıp geçmişe takılı kalmadan yola dimdik devam etmek, hayata karşı kazanabileceğiniz en büyük zaferdir.

1 2