Adım Sevgi. On yıllık kocam Hakan ile dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatımız vardı

Adım Sevgi. On yıllık kocam Hakan ile dışarıdan bakıldığında kusursuz bir hayatımız vardı. Ta ki o soğuk perşembe akşamına kadar. Hakan son zamanlarda işteki “yoğunluğu” bahane ederek eve hep geç geliyor, geldiğinde ise gözlerini benden kaçırıyordu. O akşam kapıdan içeri adım attığında, paltosunu asarken ondan yayılan o yabancı, tatlı ve ağır kadın parfümü kokusu bir tokat gibi yüzüme çarptı. Kalbim göğüs kafesimi delip geçecek gibi atmaya başladı ama belli etmedim. “Çok yorgunum,” diyerek kendini koltuğa attığında, yüzündeki o suçluluk ve bıkkınlık karışımı ifade her şeyi ele veriyordu. Eskiden bana sevgiyle bakan gözlerinde artık sadece aşılmaz bir duvar vardı.

Gece yarısı o derin bir uykuya daldığında, salonda unuttuğu telefonunun ekranı sessizce aydınlandı. Titreyen ellerimle telefona uzandığımda, ekranda beliren o tek cümlelik mesaj, yıllardır sevgiyle inşa ettiğimiz o mutlu yuvayı saniyeler içinde başıma yıkmaya yetti: “Bugün harikaydı, karın parfümümün kokusunu almadı umarım.” Mesajı gönderen kişi, benim en yakın arkadaşım, kardeşim dediğim Aylin’di! O an nefesim kesildi, damarlarımdaki kanın çekildiğini hissettim. Yıllarca aynı sofraya oturduğum, tüm sırlarımı paylaştığım kadın ve hayatımı adadığım kocam… İhanetin o soğuk, acımasız pençesi boğazıma sarılmıştı. Gözyaşlarım yanaklarımdan süzülürken, yatak odasının kapısına doğru ağır ağır yürüdüm. İçimde büyük bir fırtına kopuyordu ve artık sessiz kalmaya hiç niyetim yoktu…

Yatak odasının aralık kapısından içeri süzüldüğümde, Hakan o derin, hiçbir şey olmamış gibi huzurlu uykusundaydı. Odanın içindeki loş ışıkta yüzüne baktım. On yıl… Acısıyla tatlısıyla, hastalıkta ve sağlıkta diyerek adadığım on koca yıl. Şimdi o yatakta yatan adam benim hayat arkadaşım değil, evime, kalbime ve güvenime ihanet eden bir yabancıydı. Elimdeki telefonu sımsıkı kavrarken, kalbimdeki acının yerini yavaş yavaş buz gibi bir kararlılık almaya başladı. Çığlık atıp ortalığı ayağa kaldırmak, yüzüne tokatlar atmak, ona saldırmak geçiyordu içimden. Ama yapmadım. Benim haysiyetim, onların o ucuz ve kirli ihanetinden çok daha değerliydi. Kendimi onların seviyesine düşürmeyecektim.

Yatağın kenarına iliştim ve başucundaki abajuru yaktım. Işığın aniden gözüne vurmasıyla Hakan yüzünü buruşturup yavaşça gözlerini araladı. Beni o saatte, giyinik ve yüzümde o ifadesiz, donuk bakışla görünce irkildi. Uyku sersemliği saniyeler içinde yerini büyük bir paniğe bıraktı.

“Sevgi? Ne oldu hayatım, iyi misin? Saat kaç?” diye geveledi, yatakta telaşla doğrulmaya çalışırken

Devamı Sonraki Sayfada….