Miras ve İntikam Hikayesi

Babamın cenazesinde üvey annem elime bir süpürge tutuşturdu ve güldü: “Tek mirasın bu. Yeni evimi temizlemeye başla.” Üvey kardeşim ise internette izlenme uğruna gözyaşlarımla alay ederek beni videoya çekiyordu. Avukat son vasiyetnameyi açana kadar tek bir kelime bile etmedim. Avukat son sayfayı okuduğu an yüzlerindeki gülümseme donup kaldı….. Doğrudan onlara baktım ve şöyle dedim: “Bırakın o süpürgeyi. Mülke tecavüz ediyorsunuz.”

Üvey annem elime o süpürgeyi verdiğinde babamın toprağı bile daha kurumamıştı. “Tek mirasın bu,” diye alay etti Melisa, siyah tülü başının üzerinde bir taç gibi eğrilmişti. “Yeni evimi temizlemekle işe başlayabilirsin.” Bir an için odadaki tüm sesler kesildi.

Sonra üvey kardeşim Kaan telefonunu kaldırdı ve kayda başladı. “Ooo, bu harika oldu,” dedi etrafımda yavaşça bir çember çizerek gülerken. “Lale canlı yayında mirastan mahrum kalıyor. İnternete bir selam ver bakalım.”

Cenaze sonrası kabulü, babamın körfeze bakan tepedeki ahşap ve cam karışımı evine taşınmıştı. Yağmur damlaları, o odadaki hiç kimsenin dürüstçe dökmeye cesaret edemediği gözyaşları gibi camlardan süzülüyordu. Kristal vazolardaki beyaz zambaklar boyunlarını bükmüştü. Garsonlar, Melisa daha babamın soyadını bile taşımadan çok önce babamın kendi elleriyle inşa ettiği odaların arasında gümüş tepsiler taşıyordu. Babamın baro sınavını kazandıktan sonra bana aldığı lacivert elbisenin içinde, şöminenin yanında dikiliyordum. Süpürgenin sapı avucumun içine baskı yapıyordu. Melisa, o tatlı ve zehirli parfüm kokusuyla bana doğru eğildi. “Onun kızı olmanın seni önemli kıldığını sandın hep,” diye fısıldadı. “Ama kan bağı, resmi evrakların yerini tutamaz.” Kaan hafifçe güldü. “Gülümse, ablacım. Bu video bir sonraki tatilimin masrafını çıkaracak.” Misafirler rahatsızca kıpırdandı. Babamın eski iş ortakları ellerindeki içkilere dikmişti gözlerini. Halam eliyle ağzını kapattı. Hiç kimse araya girmedi. Gözyaşının bana öğrettiği ders şuydu: Zulüm seyirciyi sever, korkaklık ise koltukları doldurur. Melisa kadehini kaldırdı. “Yeni başlangıçlara,” diye ilan etti. “Bu ev nihayet onu nasıl çekip çevireceğini bilen bir kadına kavuşacak.” Birkaç gergin gülüşme takip etti bunu. Şömine rafının üzerindeki babamın portresine baktım. Loş ışıkta gözleri neredeyse canlı gibiydi. İki hafta önce onu aynı şöminenin önünde, itiraf etmek istediğinden daha zayıflamış bir halde, kısık bir sesle konuşurken hatırladım. “Lale,” demişti elimi tutup bana bir dosya verirken, “insanlar sana gerçekte kim olduklarını gösterdiklerinde, bırak oyunlarını tamamlasınlar.” O zamanlar bunun bağışlamak anlamına geldiğini sanmıştım. Şimdi ise gerçeği anlıyordum. Çantamın içindeki telefonum titredi. Babamın avukatı Vedat Bey’den bir mesaj gelmişti. Beş dakikaya oradayım. Hiçbir şey söyleme. Ekranı kilitledim.




devamı sonraki sayfada…