Kayınvalidem tüm parasını boşanmış görümceme verdi

Kayınvalidem, boşanmış görümceme 9.000.000 TL verdi ve ardından hiç tereddüt etmeden, onu kendi evimde ömür boyu benin bakmam gerektiğini söyledi.

İşten yeni dönmüştüm; ayakkabılarımı elime almıştım, saçım Kadıköy trafiğinde terden enseme yapışmıştı, kafam yapılacak işler ve teslim tarihleriyle doluydu. Saat akşam 7:40’tı. İstanbul’daki birçok evde insanlar çoktan sofraya oturmuş olur. Benim evimde ise ikinci mesai yeni başlıyordu.

Cihangir’deki üç katlı evi, evlenmeden önce babaannemden kalan miras ve bir mimarlık ofisinde 8 yıl proje direktörlüğü yaparak almıştım. Ama eşim Murat, annesi Fadime Hanım’ı bizimle yaşamaya getirdiğinden beri, herkes bu evden “aile evi” diye bahsetmeye başlamıştı; sanki hep birlikte kurmuşuz gibi.

Fadime Hanım salonda oturmuş, elinde tesbih, bir Türk dizisi izliyordu. Kendini adeta hizmet bekleyen bir kraliçe gibi konumlandırıyordu.

— Geldin demek — dedi, bana bakmadan — Bugün de ofiste kalırsın sanmıştım. Yemek kendi kendine olmuyor.

Derin bir nefes aldım.

— Müşteri toplantım vardı. Hemen hazırlıyorum.

Murat yarım saat sonra eve geldi; parfüm kokusu üstündeydi, gömleği ütülüydü ve her zamanki gibi “önemli adam” havasındaydı. Oysa işlerinin çoğu ay sonunu zor getiriyordu.

— Hâlâ yemek yok mu? — dedi, selam bile vermeden — Düzenli kadın evini ihmal etmez.

Ben bu evin kredisini, faturalarını, çocuğumuzun okulunu, Fadime Hanım’ın ilaçlarını, marketi ve hatta Murat’ın giydiği gömlekleri bile ödüyordum. Ama aynı masada hâlâ “evini bilmeyen kadın” bendim.

O gece bombayı Fadime Hanım patlattı.

— Elif bizimle yaşayacak. Yeni boşandı, huzura ihtiyacı var.

Elif, görümcem, yalnızca işten kaçmak istediğinde “kırılgan” olurdu. Para, lüks ya da istek söz konusu olduğunda ise kimseye ihtiyaç duymazdı.

— Boş oda var, orayı kullanabilir — dedim, tartışmadan kaçınarak.

Murat sanki kendi evinden bir şey bahşediyormuş gibi gülümsedi.

— Güzel. Yarın da üçüncü kattaki çalışma odanı boşalt. Elif’in sakin bir yere ihtiyacı var.

Elimdeki çatalı bıraktım.

— O oda benim ek işlerimi yaptığım yer. Bu evi ayakta tutan para oradan geliyor.

Fadime Hanım diliyle tısladı.

— Bilgisayar başında ne yapıyorsun ki sürekli? Evli kadının yeri mutfaktır, masa başı değil.

Murat parmaklarını masaya sertçe vurdu.

— Tartışma çıkarmayı bırak. Elif benim kardeşim. Biraz anlayışlı ol.

O an karşımdaki adamı ilk kez net gördüm: Bir zamanlar sevdiğim kişi değil, emeğimin üzerinde rahatça yaşayan bir yabancıydı.

— Peki — dedim sakin bir sesle, onları şaşırtarak — Ama bundan sonra Elif’in ve çocuğunun masrafını sen ve annen karşılıyorsunuz. Ben artık bu yükü taşımıyorum.

Murat alayla güldü.

— Ne kadar hesapçısın. Annemin dediği doğruymuş, kalbin ofis gibi soğuk.

O gece herkes uyuduktan sonra alt kattaki küçük çalışma odasına indim. Laptopumu açtım: tapular, banka kayıtları, sigortalar, tüm giderler… Ev tamamen benim adıma kayıtlıydı. Evlilikten önce alınmıştı. Murat’ın tek kuruş katkısı yoktu.

En yakın arkadaşım ve avukatım İpek’i aradım.

— Evimi korumaya alıyorum ve boşanma sürecini başlatıyorum.

— Ne oldu?

— Henüz hiçbir şey olmadı. Ama olacak.

On yıl boyunca yemek yaptım, çalıştım, sustum, idare ettim… Sonunda şunu anladım: sabır her zaman erdem değildir. Bazen insanın kendine kurduğu en konforlu tuzaktır.

Onların bilmediği şey şuydu: Bana “çalışma odanı boşalt” dedikleri anda, ben çoktan onları bu evden çıkaracak dosyayı hazırlamaya başlamıştım.

BÖLÜM 2
Elif, pahalı parfüm kokuları ve marka valizleriyle adeta bir fırtına gibi eve girdi. Oğlu Efe, daha ilk gün salondaki duvarı kalıcı keçeli kalemle karaladı. Ona eşyalarını toplamasını söylediğimde Fadime Hanım hemen devreye girdi.

— Daha yeni boşandı, biraz anlayışlı ol.

Murat ise her zamanki gibi son noktayı koydu:

— Sen güçlüsün, Aylin. O ise desteğe ihtiyaç duyuyor.

“Güçlü olmak”, üzerimde suçluluk duymadan baskı kurulabileceği anlamına gelmeye başlamıştı.

İki hafta boyunca onları memnun etmeyi bıraktım. Sadece oğlum ve kendim için yemek yaptım. Elif’in bıraktığı dağınıklığı toplamayı bıraktım. Belgelerimi bodruma taşıdım ve ortak alanlara kamera yerleştirdim—çünkü bu ev benimdi ve güvenliği ben ödüyordum.

Sonra ikinci ihaneti duydum: Elif, “organik kozmetik işi” için 400.000 TL istedi ve Murat, bana danışmadan ortak hesaptan parayı vermeyi kabul etti.

Ama sorun şuydu: ben oğlumun eğitim birikimini çoktan korumalı bir hesaba taşımıştım. Ortak hesapta sadece 5.000 TL bırakmıştım.

Murat bankaya gittiğinde hesabın boş olduğunu gördü.

— Para nerede?! — diye bağırdı o gece eve geldiğinde.

— Güvende.

— O aile parasıydı!

— Hayır. O bizim çocuğumuzun okul parasıydı. Ve sen onu kardeşine vermek istiyordun.

Fadime Hanım öfkeyle ayağa kalktı.

— Elif’in daha çok ihtiyacı var!

Ona baktım.

— O zaman siz ödeyin.

Devamı Sonraki Sayfada….