15 yaşındaki kızım Hale, eskiden benimle çok yakındı. Ama son zamanlarda her şey değişmişti. Evde neredeyse hiç konuşmuyor, sürekli odasına kapanıyordu. Nereye gittiğini sorduğumda hep aynı cevabı veriyordu: dedesine. Başta önemsemedim ama bu durum giderek arttı. Bir gün ona ne yaptıklarını sorduğumda “Seni ilgilendirmez,” demesi içimi kırdı. Dedesi Kemal’i aradım, “Bahçede yardım ediyor,” dedi. Ama içimde bir huzursuzluk vardı. Bir cumartesi sabahı kapıya ansızın geldi ve beni parka götürdü. Yolda hiç konuşmadı. Sonunda durup bana baktı: “Hale sana bunu söylemez… ama bilmen gerekiyor.”
Kalbim hızla çarpmaya başladı. “Ne oldu?” diye sordum. Sesim beklediğimden daha sert çıktı. Kemal derin bir nefes aldı. Gözleri doluydu. Onu bu halde nadiren görmüştüm. “Hale… iyi değil,” dedi.
“Nasıl yani? Hasta mı?”
Başını salladı. “Fiziksel olarak değil. Ama içinde taşıdığı bir şey var.”
Kaşlarımı çattım. “Neden bana söylemiyor?”
Kemal bir an sustu, sonra gözlerimin içine baktı. “Çünkü seni üzmekten korkuyor.”
Bu cümle beni hazırlıksız yakaladı. “Beni üzmek mi? Ben onun annesiyim.”
“Evet,” dedi yumuşak bir sesle. “Ama bazen çocuklar, en çok sevdiklerini korumaya çalışır.”
İçimde bir düğüm oluştu. “Açık konuşur musun?”
Kemal başını eğdi. “Hale bir süredir bana mektuplar yazıyor.”
Şaşırdım. “Mektuplar mı?”
“Evet. Ama bana değil… kendine. Duygularını, düşüncelerini… yazıya döküyor. Sonra birlikte okuyoruz.”
“Bunu neden benimle yapmıyor?” diye sordum, sesim kırılmıştı.
Kemal bu kez daha dikkatli konuştu. “Çünkü senin güçlü olman gerektiğini düşünüyor. Senin zaten çok şeyle uğraştığını düşünüyor.”
Bir an durdum. “Ne demek istiyorsun?”
Kemal yavaşça konuştu. “Sen fark etmiyorsun ama Hale seni sürekli izliyor. Ne kadar çalıştığını, ne kadar yorulduğunu… geceleri geç saatlere kadar ayakta kaldığını.”
Devamı Sonraki Sayfada….