Beklenen Mucize ve Gözden Kaçan Gerçek

Kocam Tarık ile üniversite yıllarında tanışıp büyük bir aşkla evlenmiştik. Evliliğimizin ilk beş yılı çocuk sahibi olmak için hastane hastane, doktor doktor gezmekle geçti ama maalesef bir türlü yüzümüz gülmedi. Girdiğim o ağır hormon tedavileri, her ay hüsranla biten bekleyişler beni ruhen de bedenen de tüketmişti. Sonunda evlat edinmeye karar verdik. Süreç çok zorlu ve uzundu ama o sevgi evinde dünyalar tatlısı, henüz altı aylık olan Asya’yı kucağıma aldığımda tüm dünyam değişti. Asya bizim mucizemizdi, o karanlık ve umutsuz günlerimizin ardından evimize bir güneş gibi doğmuştu.

Yıllar hızla akıp geçti, kızımız büyüdükçe etrafımızdaki herkes “Tıpkı babası, huyu da suyu da aynı Tarık!” demeye başladı. Gerçekten de Asya’nın gülüşü, çenesindeki gamzesi, ela gözlerinin yapısı ve hatta kızdığındaki mimikleri bile eşime inanılmaz benziyordu. Evlat edindiğimizi bilen yakınlarımız, komşularımız bile bu tesadüfe şaşırıp kalıyordu. Biz de hep “İnsan sevdiğine benzermiş, kalpten doğdu o, o yüzden böyle” deyip gururla gülüp geçiyorduk. Tarık, Asya’ya tapıyordu. Onun için canını verirdi; bir dediğini iki etmiyor, üzerine titriyordu. Ben de bu manzarayı gördükçe “Allah’ım bana ne güzel bir eş, ne merhametli bir baba nasip ettin” diye şükrediyordum.

Ta ki Asya yedi yaşına gelip okulda şiddetli bir karın ağrısı ve burun kanamasıyla hastaneye kaldırılana kadar…


Şüphe Tohumları ve Yıkıcı Gerçek

Hastanede rutin kan testleri yapılırken, doktor Asya’nın genetik geçişli, nadir bulunan bir kan hastalığı taşıyıcısı olabileceğini söyledi. Aile geçmişini, akrabalarda benzer bir durum olup olmadığını sorduğunda mecburen kızımızın evlatlık olduğunu, biyolojik ailesini tanımadığımızı anlattım. Ancak doktor, eşimin hastane sistemindeki dosyasına, daha önce verdiği kan grubuna ve eski tahlillerine bakıp bir an duraksadı. Kaşlarını çattı, ekrana yaklaştı ve “Bu çok ilginç bir tesadüf… İkinizin de taşıyıcı genotipleri çok uyumlu duruyor,” diye mırıldanarak odadan çıktı.

O kelime, o ufacık cümle içime bir ateş düşürmüştü bir kere. Eve döndüğümüzde eşime hiçbir şey belli etmedim ama o gece sabaha kadar gözümü kırpmadım. Asya’nın Tarık’a olan fiziksel benzerliği, Tarık’ın evlat edinme sürecindeki o “tuhaf” aceleciliği, kuruma yaptığı yüklü bağışlar… Kafamdaki yapboz parçaları birleşmek istiyor ama kalbim buna şiddetle direniyordu. Hafta sonu Tarık iş seyahati için şehir dışına çıktığında dayanamadım. Asya’nın saç fırçasındaki telleri ve eşimin tıraş makinesinde kalan örnekleri toplayıp gizlice şehirdeki en iyi özel laboratuvarlardan birine DNA testi için götürdüm.

Uykusuz, kabus gibi geçen, her telefon çaldığında yüreğimin ağzıma geldiği bir haftanın ardından, beklediğim o beyaz zarf kuryeyle kapıya geldi. Asya okuldaydı. Salondaki tekli koltuğa oturdum, zarfı titreyen ellerle yırttım. Kağıdı açıp en alttaki ‘%99.9 Eşleşme’ sonucuna baktığımda olduğum yere yığılıp kaldım. Gözlerime inanamıyordum, nefesim kesilmişti, boğuluyordum sanki. Raporun o soğuk satırlarında yazanlara göre Asya benim evlatlık kızım değil, eşimin öz be öz biyolojik kızıydı. Yıllarca kalbimde büyüttüğüm kızım, kocamın benden sakladığı o devasa, karanlık sırrın ta kendisiydi

Devamı Sonraki Sayfada….