Cansu ile liseden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi

Cansu ile liseden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi, o benim sadece en yakın arkadaşım değil, ailemden biri gibiydi. Nişanlısından olaylı bir şekilde ayrılıp ağır bir depresyona girince, onu o halde yalnız bırakmaya vicdanım elvermedi ve toparlanana kadar evimizin misafir odasına yerleşmesini istedim. Eşim Emre başlarda “Özel hayatımız kalmayacak” diye biraz mırın kırın etse de benim ısrarlarım üzerine kabul etti.

İlk haftalar her şey çok normaldi ama zamanla evin içindeki dinamik değişmeye başladı. Cansu eskiden pijamalarla, dağınık saçla dolaşan kızken, evde hafif makyajlar yapıp şık ev kıyafetleriyle dolaşmaya başladı. Hatta bana arada, “Canım evlilik aşkı öldürüyor diyorlar haklılarmış, Emre’ye biraz daha cilve mi yapsan, çok anne moduna girdin sen” diyerek aklınca tavsiyeler veriyordu. İçten içe kırılıyor ama onun psikolojik durumuna verip alttan alıyordum.

Akşamları film izlerken ben bütün günün yorgunluğuyla erkenden uyuyakalıyordum, sabah uyandığımda ise onların gecenin yarısına kadar mutfakta kahve içip sohbet ettiklerini öğreniyordum. Emre’ye “Baş başa hiç vaktimiz kalmadı, bu durum biraz fazla uzamadı mı?” dediğimde, “Kız zaten darmadağın, bir de biz mi tekme atalım? Ne kadar bencil ve fesatsın” diyerek beni inanılmaz suçlu hissettiriyordu. Emre’nin bana karşı tahammülü kalmamıştı, en ufak şeyde parlıyordu.

Derken bir akşam Cansu aniden İzmir’e taşınmaya ve orada yeni bir hayat kurmaya karar verdiğini açıkladı. Ben onun adına sevinip destek olurken, Emre masada buz gibi kesti. Cansu’ya dönüp “Bensiz… yani bizsiz nasıl yapacaksın orada, saçmalama otur oturduğun yerde!” diye resmen öfke krizine girdi. Bir eşin, karısının arkadaşı gidiyor diye bu kadar tepki vermesi inanılmaz mantıksızdı.

Olayın üzerinden iki gün geçmişti. Cansu odasında valiz topluyordu, Emre ise “Arabayı yıkatıp geleceğim” diyerek evden çıkmıştı. Salonda koltukta otururken Emre’nin her zaman kullandığı tabletin ekranı aniden aydınlandı. Şifresi olmadığı için mesaj ekrana direkt düştü. Mesajı atan Cansu’ydu. O anki şokla tableti elime aldım ve nefesimi kesen, hayatımı başıma yıkan o cümleyi okudum…

Mesajda şu yazıyordu: “Bana hemen otoparktayım deme, yukarı çıkıp ona her şeyi anlatacak cesaretin yoksa İzmir biletini tek kişilik alıyorum. Artık bu oyundan yoruldum Emre.”

Beynimden kaynar sular döküldü. Elimdeki tablet adeta alev almış gibi parmaklarımı yakıyordu ama bir türlü bırakamadım. Ekranın kilidini titreyen parmaklarımla kaydırdım ve mesajın üzerine dokundum. Geçmiş mesajlar gözlerimin önüne serildiğinde, nefes alamadığımı hissettim. Aylardır, benimle aynı çatı altında, benim uyuduğum gecelerde, benim mutfağımda kahvelerini yudumlarken sadece dertleşmiyorlarmış. Emre’nin “bencil ve fesat” diyerek beni suçladığı o kavgaların hemen ardından, Cansu ona “Karın yine çok dır dır etti, kıyamam sana, gel yanıma” yazmıştı. Benim ona acıdığım, yaralarını sarsın diye baş köşeye oturttuğum sözde kız kardeşim, kocamla aylardır iğrenç bir hayat yaşıyordu. İşin en acı tarafı ise, benim yanımdayken takındıkları o yapmacık şefkat ve dostluk maskesiydi.

Tableti iki elimle sımsıkı tutarak ayağa kalktım. Dizlerimin bağı çözülmüştü, kalbim göğsümü parçalayacakmış gibi atıyordu ama içimde büyüyen öfke, bana o an ihtiyacım olan ayakta durma gücünü verdi. Cansu’nun kaldığı misafir odasına doğru yürüdüm. Kapı aralıktı. İçeride yatağın üzerine eşyalarını dizmiş, neşeyle şarkı mırıldanarak valizini yerleştiriyordu. Kapıyı hızla itip içeri girdiğimde irkilerek bana döndü. Yüzündeki o sahte, masum ifadeyi gördükçe midem bulanıyordu.

“Ne oldu canım, niye öyle solgun görünüyorsun, bir şey mi oldu?” dedi elindeki kazağı yatağa bırakırken.

Tableti havaya kaldırdım, ekranı doğrudan onun yüzüne doğru çevirdim. “İzmir biletini iki kişilik mi alıyorsun, yoksa tek kişilik mi?” diye fısıldadım. Sesim o kadar soğuk, o kadar duygusuz ve yabancı çıkmıştı ki, kendi sesimden bile korktum

Devamı Sonraki Sayfada….