Cansu ile liseden beri yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmezdi

Cansu’nun yüzündeki renk saniyeler içinde çekildi. Gözleri faltaşı gibi açıldı, dudakları titredi ama tek bir kelime edemedi. Sadece yutkunmaya çalıştı. Tam o sessizliğin ortasında dış kapının kilidi açıldı. Emre’nin “Ben geldim, sıra vardı araba işi uzun sürdü biraz!” diyen neşeli sesi koridorda yankılandı. Ayak sesleri doğrudan salona yöneldi, beni göremeyince misafir odasına doğru geldi.

Ben yerimden kıpırdamadım. Gözlerimi Cansu’nun o korkak, küçülmüş silüetinden ayırmadan buz gibi bir ifadeyle bekledim. Emre, kapının pervazında belirip bizi o şekilde görünce donakaldı. Elimdeki tableti, Cansu’nun bembeyaz olmuş yüzünü ve benim o anki duruşumu gördüğünde, neyin içine düştüğünü anında anladı. Elindeki anahtarlık büyük bir gürültüyle parkeye düştü.

“Hayatım…” diye geveledi Emre. “Dur, açıklayabilirim.”

“Neyi açıklayacaksın?” diye bağırdım, sesim artık fısıltıdan çıkmış, bütün evi inleten, yılların birikimi olan bir çığlığa dönüşmüştü. “Aylardır gözümün içine baka baka beni nasıl aptal yerine koyduğunuzu mu? Benim evimde, benim yatağımın bir oda ötesinde yaşadığınız o iğrençliği mi? Neyi açıklayacaksın Emre!”

Emre telaşla bana doğru bir adım atacak oldu, ellerini havaya kaldırdı. “Bak, yemin ederim bildiğin gibi değil, bir hataydı sadece! Cansu psikolojik olarak çok kötüydü, benim de iş yerinde sorunlarım vardı, boşluktaydım…”

“Boşluktaydın?” diye acı acı güldüm, gözlerimden yaşlar süzülürken. Sinirden deliye dönmüştüm. “Cansu depresyondaydı, sen de ona terapi mi uyguluyordun Emre? Siz ikiniz, bu dünyadaki en aşağılık, en karaktersiz insanlarsınız.”

Cansu birden yüzünü ellerinin arasına alıp ağlamaya başladı. “Beni affet, ne olursun affet. Emre bana umut verdi, karımı sevmiyorum yakında ayrılacağım dedi. Evlilikleri zaten bitmişti, ben sadece…”

“Sen sus!” diyerek üzerine yürüdüm, o an benden korkarak bir adım geri çekildi. “Senin o timsah gözyaşların da, senin o sahte kardeşliğin de yerin dibine batsın. Namus bekçiliği yapıp bana cilve dersi veriyordun değil mi? Benim evimden, benim hayatımdan defolup gideceksiniz. İkiniz de!”

Emre, aniden Cansu’ya dönüp “Senin yüzünden oldu her şey! Bana o mesajları atmasaydın, aklımı çelmeseydin…” diye bağırdı. İhanetlerinin ortaya çıktığı ilk saniyede birbirlerini satmaya başlamışlardı. İkisinin o zavallı, sefil halini izlemek bana garip bir soğukkanlılık vermişti. Artık ağlamıyordum. Sadece bu evden, benim alanımdan silinip gitmelerini istiyordum.

“Yarım saat.” dedim buz gibi bir sesle, parmağımla kapıyı göstererek. “İkinizin de eşyalarınızı toplayıp bu kapıdan çıkması için tam yarım saatiniz var. Eğer o kapıdan çıkmazsanız, tableti alıp karakola gider, ardından da bütün bu mesajları ikinizin de ailesine, iş yerindeki bütün arkadaşlarınıza tek tek gönderirim.”

Emre yalvarmaya, kollarıma tutunmaya çalıştı. Ancak içimde ona dair en ufak bir sevgi kırıntısı kalmamıştı. Cansu hıçkırarak valizine kalan eşyalarını tıkıştırmaya başladı. Emre ise hala etrafımda pervane olup beni ikna etmenin yollarını arıyordu. Ama nafileydi. Kırk dakika sonra, ikisi de omuzları çökük, ellerinde valizlerle evden çıkarken kapıyı arkalarından öyle bir çarptım ki, geçmişe dair bütün o sahte anılar, yalanlar ve kandırmacalar da o kapının ardında ezilip ufalandı.

Sonraki birkaç ay, tahmin edilebileceği gibi hayatımın en zor dönemiydi. Boşanma davası oldukça çekişmeli geçti; Emre evi benden almaya, kusuru hafifletmeye çalıştı ama elimdeki tablet mesajlarının dökümleri ve şahitler sayesinde her şey benim lehime sonuçlandı. Ev bende kaldı, Emre ise ihanetinden dolayı büyük bir maddi ve manevi tazminat ödemek zorunda bırakıldı. Ortak tanıdıklarımızdan sonradan duyduğum kadarıyla, o çok aşık çifte kumrular İzmir’e taşındıktan sadece üç ay sonra büyük bir kavgayla birbirlerine girip ayrılmışlardı. Cansu, Emre’nin aynı numaraları iş yerindeki başka bir kadına yaptığını öğrenmiş, Emre ise beş parasız kalmanın ve düzenini bozmanın faturasını Cansu’ya kesmişti.

Ben mi? Ben o enkazın altından kendi başıma kalkmayı, yaralarımı kendim sarmayı öğrendim. Hayatımdaki en büyük iki yalanın tek bir gecede hayatımdan temizlenmesi, o gün canımı çok yaksa da aslında evrenin bana verdiği en büyük hediyeydi. Şimdi sabahları aynaya baktığımda, pijamalarıyla evde oturan, kendini yetersiz hisseden o kadının aksine; kendi ayakları üzerinde sağlam duran, güçlü, özgüvenli ve en önemlisi geceleri yastığa başını huzurla koyan bir kadın görüyorum. Hayat beni en sevdiklerimle sınamıştı ama ben o sınavdan kendi değerimi bulup çıkarak galip ayrılmıştım.

1 2