12 yaşındaki kızım kanser hastası 

12 yaşındaki kızım kanser hastası sınıf arkadaşına peruk yapmak için saçlarını kesti, ama okul müdürü arayıp “hemen buraya gelin!” diye bağırdığında gördüğüm manzara nefesimi kesti!

Kocamı kanserden kaybedeli henüz üç ay olmuştu. 12 yaşındaki kızım Defne bu acıyla başa çıkmaya çalışıyordu.

Bir akşam banyoda normalden fazla kalınca merak edip içeri girdim. Yerde sarı saç tutamları vardı. Güzelim uzun saçlı kızım, aynanın karşısında saçlarını omuz hizasında yamuk yumuk kesmişti ve elleri titriyordu.

“Ne yaptın bebeğim?” diye fısıldadığımda dudakları titreyerek, “Sınıfımdaki Cemre kanser hastası. Bugün saçları döküldüğü için erkekler onunla dalga geçti ve o da tuvalette gizlice ağladı. Dayanamadım anne,” dedi. Ardından kurdeleyle özenle bağladığı saçlarını bana uzattı. Babasının hastalık sürecini ve dökülen saçlarını hiç unutmamıştı.

Onu sıkıca kucakladım, babasının onunla ne kadar gurur duyacağını fısıldadım ve o akşam saçlardan peruk yaptırmak için hemen bir kuaföre gittik.

Defne ertesi gün hazır olan peruğu okula götürdüğünde sevinçten havalara uçuyordu. Ben de öyleydim. Ta ki telefonum çalana kadar…

Arayan okul müdürüydü ve sesi inanılmaz gergindi. “Hemen okula gelmelisiniz. Burada Defne’yi soran biri var. Bunu KENDİ GÖZLERİNİZLE GÖRMENİZ LAZIM!” dedi.

Apar topar, kalbim yerinden çıkacak gibi okula koştum. Müdür beni kapıda bembeyaz bir yüzle karşılayıp odasına yönlendirdi. Kapıyı açtığımda, içeride karşılaştığım o manzara az kalsın olduğum yere yığılmama neden olacaktı!

Müdürün odasında kızımı soran o gizemli kişi kimdi ve kapıyı açtığım an bütün dünyamı durduran o akılalmaz şok neydi?


Odanın kapısı ağır ağır açılırken zihnimde binlerce felaket senaryosu dönüyordu. Biri kızıma zarar mı vermişti? Perukla ilgili korkunç bir yanlış anlaşılma mı olmuştu? Ancak içeri adım attığım an, gördüğüm manzara karşısında adeta olduğum yere çivilendim. Nutkum tutulmuş, nefesim boğazımda düğümlenmişti.

Odanın tam ortasında, benim merhametli, güzel kızım Defne oturuyordu. Hemen yanında ise, Defne’nin saçlarından yapılan o sarı, parlak peruğu takmış, gözleri sevinç gözyaşlarından kıpkırmızı olmuş çelimsiz bir kız çocuğu duruyordu; Cemre. İki küçük kız birbirlerinin ellerini o kadar sıkı tutuyorlardı ki, sanki dünyadaki hiçbir güç onları ayıramazdı.

Fakat beni asıl şoka sokan ve müdürün dehşet içinde beni aramasına sebep olan şey bu iki kızın masum tablosu değildi.

Müdürün devasa ahşap masasının hemen önünde, şehrin en tanınmış, en nüfuzlu ve en sert iş adamlarından biri olan Kenan Bey duruyordu. Onu televizyonlardan ve gazetelerden tanıyordum; acımasız ticari hamleleri ve soğuk duruşuyla bilinen bir adamdı. Ancak o an, o yenilmez adamın omuzları çökmüş, gözleri yaşlıydı. Ve asıl sarsıcı olan, hemen yanında başı öne eğik, elleri titreyerek duran on iki yaşlarındaki oğluydu.

Kenan Bey’in oğlunun saçları… Tamamen kazınmıştı. Kafası tıpkı kemoterapi gören bir hasta gibi pürüzsüz ve keldi.

“İçeri buyurun,” dedi müdür, titreyen bir sesle bana yer göstererek.

Kenan Bey yavaşça bana doğru döndü. O soğuk ve otoriter adamın yüzünde sadece derin bir utanç ve minnet vardı. Boğazını temizledi, konuşmakta zorlanıyor gibiydi.

“Siz… Defne’nin annesi olmalısınız,” dedi kısık bir sesle. Başımı sadece usulca sallayabildim. Hala ne olduğunu anlamaya çalışıyordum.

Kenan Bey elini oğlunun o kazınmış, çıplak başına koydu. “Dün akşam eve geldiğimde,” diye anlatmaya başladı, “oğlumun okulda hasta bir kız çocuğuyla, Cemre’yle alay ettiğini, onun dökülen saçlarına gülüp onu ağlattığını öğrendim. Bunu bana, durumdan haberdar olan şoförüm anlattı. Hayatımda hiç bu kadar utandığımı, kendi kanımdan olan birine karşı bu kadar büyük bir hayal kırıklığı hissettiğimi hatırlamıyorum.”

Odasındaki derin sessizlikte sadece Cemre’nin hafif hıçkırıkları duyuluyordu.

“Oğlumu karşıma aldım,” diye devam etti Kenan Bey, sesi artık daha kararlıydı. “Ona empati kurmanın, bir insanın acısıyla alay etmenin ne kadar büyük bir zayıflık olduğunu anlatmaya çalıştım. Ama gece yarısı, okulun veli grubunda sizin kızınızın, gencecik Defne’nin o kız için kendi saçlarını kestiğini, o peruğu yaptırmak için kuaföre gittiğini anlatan o mesajı gördüm. Babasız büyüyen, kalbi acıyla dolu on iki yaşındaki bir kız çocuğu dünyayı güzelleştirmek için kendi canından bir parça verirken; benim her şeye sahip olan oğlum bir başkasının acısını deşiyordu.”

Gözyaşlarımın yanaklarımdan süzüldüğünü fark ettim. Defne bana bakıp omuzlarını silkti, yüzünde o melek gibi gülümsemesi vardı

Devamı Sonraki Sayfada…