Birbirinden Koparılmak Üzere Olan Dört Kardeşi Evlat Edindim!

Ben Hakan, 40 yaşındayım ve iki yıl önce hayatım kelimenin tam anlamıyla başıma yıkıldı. Canım eşim Bahar ve 6 yaşındaki kızımız bir trafik kazasında hayatlarını kaybettiler. O günden sonra adeta yaşamayı bıraktım, sadece nefes aldım. İşe gidip geliyor, anılarla dolu o yatak odasına girmeye dayanamadığım için her gece kanepede uyuyakalıyordum.

Bir akşam sosyal medyada gezinirken yerel bir çocuk esirgeme kurumunun yürek burkan paylaşımına denk geldim. 3, 5, 7 ve 9 yaşlarında dört kardeş için acilen bir aile arıyorlardı. Anne ve babaları vefat etmişti ve kimse dördünü birden evlat edinmek istemediği için sistem bu küçük yavruları farklı ailelere verip birbirlerinden ayırmaya hazırlanıyordu. O paylaşım ve çocukların masum fotoğrafları aklımdan çıkmadı, o gece onları düşünmekten gözüme uyku girmedi.

Ertesi sabah içimdeki sese engel olamayarak soluğu kurumda aldım. Görevliler, kimse tüm kardeşleri almadığı için onları ayırmanın “en iyi seçenek” olduğunu söylediklerinde kalbim sıkıştı. Hiç tereddüt etmeden, “Dördünü birden ben evlat edineceğim, lütfen evrakları hazırlayın,” dedim. Onları eve ilk getirdiğimde başlarda zorlandık, en küçükleri sık sık annesini sayıklayıp ağlıyordu. Ancak zamanla bu boş ev yeniden bir yuvaya dönüştü ve hayata yeniden tutundum. Onları kendi canımdanmış gibi sevdim.

Ta ki tam bir yıl sonra bir sabah kapım çalınana kadar…

Kapıyı açtığımda karşımda elinde evrak çantasıyla şık giyimli, yabancı bir kadın duruyordu. Kendini bile tanıtmadan doğrudan, “Günaydın. Dört kardeşi evlat edinen adam siz misiniz?” diye sordu. Başımı sallayarak onayladığımda boğazını temizledi ve o dondurucu cümleyi kurdu:

“Sizinle daha önce hiç tanışmadık ama çocukların biyolojik anne ve babasını çok iyi tanıyordum. Ölmeden önce ardında SON BİR İSTEK bıraktılar.”

Bana uzattığı evrakları sayfa sayfa okurken ellerimin titremesine engel olamıyordum. Ancak o belgelerde yazanları ve çocukların öz anne babası hakkındaki o akılalmaz gerçeği öğrendiğim an beynimden vurulmuşa dönecek ve olduğum yere yığılıp kalacaktım…

Avukat olduğunu söyleyen kadının uzattığı kalın dosyayı alırken parmaklarım hissizleşmişti. Kadın usulca içeri adım attı, yüzündeki o ciddi, resmi ifade yerini şefkatli bir tebessüme bırakmıştı. “Benim adım Aylin,” dedi yumuşak bir ses tonuyla. “Ben çocukların biyolojik ebeveynleri olan Murat ve Aslı’nın özel avukatıyım.”

Salondaki kanepeye nasıl çöktüğümü, nefesimi nasıl tuttuğumu hatırlamıyorum bile. Evrakların ilk sayfasını çevirdiğimde karşıma çıkan banka dökümleri, hisse senetleri, tapu kayıtları ve sayfalarca uzunluktaki vasiyetname beynimin içinde adeta yankılanıyordu. Çocukların anne ve babası, aslında şehrin en köklü ve varlıklı ailelerinden birine mensuptu. Ancak akrabaları o kadar zehirli, o kadar paraya ve güce tapıyordu ki, Murat ve Aslı çocuklarını bu karanlık ve tehlikeli ortamdan uzak tutmak için miraslarını reddedip sıradan, sade bir hayat kurmayı seçmişlerdi. Kendi kurdukları yazılım şirketiyle milyonlarca dolarlık devasa bir servet inşa etmişlerdi, ancak bunu herkesten, en çok da kendi o açgözlü akrabalarından bir sır gibi saklamışlardı 

Devamı Sonraki Sayfada…