Birbirinden Koparılmak Üzere Olan Dört Kardeşi Evlat Edindim!

Avukat Aylin, gözlerimdeki o derin şaşkınlığı fark ederek açıklamaya başladı: “Murat ve Aslı, ölümcül bir kaza ihtimaline karşı dört kızlarının geleceğini garanti altına almak istediler. Kendi öz akrabalarının sırf o para için kızları birbirlerinden koparacağını, onları hiçbir sevgi kırıntısı olmadan, sadece birer banka hesabı olarak büyüteceklerini çok iyi biliyorlardı. Bu yüzden vasiyetnamelerine kesin, iptal edilemez ve sarsılmaz bir madde eklettiler.”

Parmağıyla belgenin tam ortasındaki kalın harflerle yazılmış, altı çizili paragrafı işaret etti. Satırları okudukça gözlerim doluyor, kalbim hızla çarpıyordu:

“Eğer bize bir şey olursa, dört kızımızın (Defne, Zeynep, Ayşe ve Leyla) asla birbirlerinden ayrılmamasını vasiyet ediyoruz. Eğer akrabalarımız veya devlet onları farklı yerlere ayırmaya kalkarsa, mirasın tek bir kuruşu bile onlara kalmayacak ve tamamı bağışlanacaktır. Tüm mirasımız; bu dört küçük kızı sırf kardeş oldukları için, dördünü birden, arkalarındaki bu servetten habersizce ve sadece saf bir sevgiyle kucaklayıp evlat edinecek o yüce gönüllü insana devredilecektir.”

“Sistem o dört kızı birbirlerinden koparmak üzereydi Hakan Bey,” dedi Avukat Aylin, sesi titreyerek. “Hiçbir aile, dört kızı birden evlat edinmek istemedi. Öz akrabaları bile, çocukların arkasındaki o gizli servetten haberleri olmadığı için onları yetimhanenin o soğuk duvarlarına terk ettiler. Ta ki siz çıkıp gelene kadar. Siz, bu dört küçük masumu hiçbir karşılık beklemeden, sırf kalbinizdeki o devasa sevgiyle birbirlerinden koparmadınız.”

Gözyaşlarım artık yanaklarımdan süzülüp evrakların üzerine damlıyordu. Ben o dört kızı evlat edinirken banka hesaplarını, sahip oldukları varlıkları ya da bana getirecekleri maddi rahatlığı saniyenin binde biri kadar bile düşünmemiştim. Ben sadece içimdeki o durmadan kanayan yarayı sarmak, o kazada kaybettiğim canım karım Bahar’ın ve küçük kızımın anısını, bu kimsesiz yavrulara vereceğim sevgiyle yaşatmak istemiştim.

“Şu andan itibaren,” diye sözlerini tamamladı Aylin Hanım, “Kızlarınız Defne, Zeynep, Ayşe ve Leyla’nın eğitimi, sağlık masrafları ve hayatlarını güvence altına alacak olan o devasa fonun tek yasal yöneticisi ve vasisi sizsiniz. Ayrıca Murat ve Aslı’nın şehir dışındaki büyük, korunaklı çiftlik evi de çocuklarla birlikte çok daha ferah yaşayabilmeniz için artık ailenize ait.”

O an, mutfaktan gelen o cıvıl cıvıl sesleri duydum. En büyüğümüz Defne, en küçüğümüz Leyla’ya kahvaltıda reçel sürmesi için yardım ediyordu. Gülüşmeleri tüm evin odalarını dolduruyordu. İki yıl önce benim için bir mezara dönüşen, her köşesi acı ve hüzün kokan bu ev, şimdi yeniden nefes alan, umut dolu bir yuvaya dönüşmüştü.

Avukatı yolcu ettikten hemen sonra kızların yanına, mutfağa koştum. Dördü birden başlarını kaldırıp “Günaydın baba!” diye cıvıldadıklarında, dizlerimin bağı bir kez daha çözüldü. Yere diz çöktüm ve dördüne birden sımsıkı sarıldım. Gözyaşlarımı onların mis gibi kokan saçlarına gizledim.

Ben bu dört küçük kızı o kimsesizlikten kurtardığımı sanıyordum ama aslında o enkazın altından beni çıkaran onlardı. Gerçek anne ve babaları onlara dudak uçuklatan bir servet bırakmıştı ama benim asıl servetim ne o banka hesapları ne de o koca çiftlikti. Benim servetim, o dipsiz karanlığın içinden çıkıp bana ‘baba’ diyerek boynuma sarılan bu dört küçük mucizeydi. Bahar ve kızım cennetten bize gülümsüyordu, artık bundan emindim. Hayat benden çok şey almıştı ama şimdi, bu dört kızımla birlikte yepyeni, umut dolu bir hikayeyi yeniden yazmaya başlıyorduk.

1 2