Gençliğimin en karanlık, en utanç verici itirafı buydu. Sekiz yıl önce, hayatımın en büyük, en affedilmez hatasını yapmıştım. Kocam Tolga ile yedi yıllık evliydik ve son bir yılımız tam bir kabusa dönüşmüştü. O neşeli, sevgi dolu adam gitmiş; yerine gözlerime bile bakmayan, bana dokunmaktan kaçınan, geceleri eve geç gelen, soğuk ve yabancı bir adam gelmişti. Kendimi değersiz, çirkin ve tamamen istenmeyen bir kadın gibi hissediyordum. Tam o çöküş dönemimde, Tolga’nın liseden beri en yakın arkadaşı olan, düğünümüzde nikah şahidimiz Emir sürekli yanımdaydı. Tolga’nın yokluğunu onunla dertleşerek dolduruyordum. Emir beni dinliyor, bana değerli olduğumu hissettiriyordu. Ve o lanet olası gece, içkinin de etkisiyle bir zayıflık anına yenik düştüm. Emir ile birlikte oldum. Tolga bizi o halde yakaladı.
O an kopacak kıyameti, yüzüme atılacak tokatları, edilecek küfürleri bekledim. Ama Tolga hiçbirini yapmadı. Gözlerindeki o boş, donuk ifadeyle bize baktı, arkasını döndü ve evden çıkıp gitti. Boşanma davamız tek celsede, sessiz sedasız bitti. Benden hiçbir şey talep etmedi. Sadece hayatımdan tamamen, iz bırakmadan silindi. Emir de yaşadığı suçluluk duygusuyla ertesi gün şehri terk etti. İki erkeğin hayatını mahvetmiş, kendi yuvamı kendi ellerimle başıma yıkmış “o kadın” olarak bir başıma kaldım. Yıllarca bu utancın zehriyle yaşadım, kendimi insanlardan soyutladım.
Ta ki dün sabaha kadar.
Kapım çaldığında sıradan bir kargo bekliyordum. Ancak kuryenin uzattığı sararmış, kenarları yıpranmış zarfın üzerindeki el yazısını gördüğümde kalbim tekledi. Gönderen Emir’di. Sekiz yıldır sesini bile duymadığım, adını anmaktan bile korktuğum adamdan gelen bu zarf ellerimde titriyordu. İçinden bana savuracağı nefret dolu sözleri, geçmişin o iğrenç hayaletini bekleyerek zarfı yırttım. Ancak içinden sadece tek bir sayfa mektup ve arkası dönük bir fotoğraf düştü gorsele ilerleyn
Devamı sonraki sayfada…