Kocamı En Yakın Arkadaşıyla Aldatmıştım, 

Önce o eski fotoğrafa uzandım. Tersini çevirdiğim an, nefesim boğazımda düğümlendi. Fotoğrafta Tolga ve Emir vardı. Bir hastane odasındaydılar. Tolga’nın üzerinde hastane önlüğü vardı, o gür saçları tamamen dökülmüş, yüzü kağıt gibi bembeyaz olmuş, kollarına serumlar ve tuhaf hortumlar bağlanmıştı. Gözlerinin altı kapkaranlıktı ama dudaklarında o eski, huzurlu tebessümü vardı. Emir ise onun başucunda oturmuş, Tolga’nın elini sımsıkı tutuyordu. Beynim bu görüntüyü idrak etmeyi reddediyordu. Tolga hasta mıydı? Ne zaman? Fotoğrafın sağ alt köşesindeki dijital tarihe baktım ve o an ayaklarımın altındaki zeminin büyük bir gürültüyle yarıldığını hissettim.

Tarih, benim Tolga’yı Emir ile aldattığım ve evliliğimizin bittiği o korkunç geceden tam üç ay öncesini gösteriyordu.

Titreyen, buz kesmiş parmaklarımla Emir’in mektubunu elime aldım. Gözyaşlarım çoktan yanaklarımı yakarak süzülmeye başlamıştı.

“Aylin,” diye başlıyordu mektup. “Bu mektubu okuduğunda, Tolga artık bu dünyada olmayacak. Dün gece onu kaybettik. Sana bu gerçeği o ölmeden önce anlatmamam için bana yemin ettirdi, yıllarca bu sırrın ağırlığıyla yaşamak beni mahvetti ama ona verdiğim sözü tutmak zorundaydım. Tolga, evliliğinizin son yılında pankreas kanserine yakalandığını ve sadece birkaç aylık ömrü kaldığını öğrendi. Tedavisi yoktu. Sona doğru giderken o acınası, eriyip biten halini görmeni, onunla birlikte o hastane odalarında kendi gençliğini ve hayatını çürütmeni istemedi. Seni o kadar çok seviyordu ki, onun arkasından yıllarca yas tutmana, hayata küsmene dayanamazdı. Seni kendinden uzaklaştırması gerekiyordu.”

Nefes alamıyordum. Kelimeler bulanıklaşıyor, göğüs kafesim paramparça oluyordu.

“Sana kötü davranmaya, senden kaçmaya başladı. Ama sen yine de gitmiyordun, evliliğinizi kurtarmak için çırpınıyordun. Tolga bana yalvardı Aylin. O hastane yatağında ellerime sarılıp ağlayarak, ‘Benden nefret etmesini sağla, ancak o zaman vicdan azabı çekmeden yeni bir hayat kurabilir’ dedi. O gece, o ihanet gecesi… Her şey Tolga’nın planıydı. İçkine uyku ilacı benzeri bir şey katmıştık, sen ne olduğunu bile tam anlayamadan o içeri girdi. Biz seni aldatmadık Aylin, Tolga benim en yakın arkadaşımdı ve sen onun her şeyidin. O sadece, senin bir an önce ondan kurtulman ve onu acımadan unutman için kendi onurunu, kendi gururunu feda edip tüm o iğrenç tiyatroyu yazdı.”

Mektup ellerimden kayıp parke zemine düştü. Hastane koridorunda değil, kendi salonumun ortasında, yıllarca kendimi bir canavar gibi hissettiğim o evin içinde dizlerimin üzerine yığıldım. Avazım çıktığı kadar, boğazım yırtılırcasına bağırdım. Sekiz yıl! Tam sekiz yıl boyunca ona ihanet ettiğim için kendimden iğrenmiş, aynalara bakamamış, cehennem azabı çekmiştim. Oysa beni terk edip giden, nefret ettiğim o adam, beni o kadar çok sevmişti ki, benim için kendi onurunu ayaklar altına almış ve o korkunç hastalığın acısını tek başına, ıssız bir köşede çekerek ölmüştü.

Fotoğrafı göğsüme bastırdım, sanki Tolga’nın o soğuk, hastalıklı tenine dokunur gibi. Hayatım boyunca peşimi bırakmayan o ihanetin utancı, yerini çok daha ağır, çok daha ölümcül bir kedere bıraktı. Ben kocamı aldatmamıştım; ben, beni bu dünyadaki her şeyden çok seven bir adamın benim için hazırladığı o fedakarlık kafesinin içinde, kendi vicdanımla yıllarca kör bir savaşa tutuşmuştum. Ve asıl ceza, bu muazzam sevginin bedelini ona hiçbir zaman sarılamayacak, ona asla teşekkür edemeyecek ve ondan asla özür dileyemeyecek olmamdı.

1 2