Acil servisin bekleme salonunda, sezaryen ameliyatımın sızıları içinde kucağımda durmadan ağlayan yeni doğan kızım Elif’i sakinleştirmeye çalışıyordum. Uykusuzluktan tükenmiş bir haldeydim. Karşımızda oturan, şık bir takım elbise giymiş ve kolunda altın bir Rolex saat olan adam, hemşireye sanki hizmetçisiymiş gibi parmak şıklatarak, “Şu işi hızlandıramaz mıyız? Benim vaktim çok değerli,” diye çıkışıyordu. Hemşire acil vakalara öncelik verdiklerini söylediğinde adam eliyle beni işaret edip alaycı bir şekilde bağırdı: “Acil mi? Şuna bak, daha bebek bezi alacak parası yok gibi duruyor. Benim hayatım bu ağlayan veletten daha mı değersiz?”
Odada rahatsız edici bir mırıltı kopsa da kimse adamın gözünün içine bakmaya cesaret edemiyordu. Adam iyice küstahlaşarak, “Benim gibi insanlar vergi ödüyor, bu kadın gibiler de sadece kaynakları tüketiyor. Bu bekar anne ve çığlık atan bebeği yüzünden neden burada bekliyorum?” demeye devam etti. Utançtan yanaklarım alev alev yanarken, yerin dibine girmek isteyerek sadece bebeğimi daha sıkı kucakladım.
Tam o an acil servisin kapıları açıldı. Bir doktor dışarı çıktı ve kalabalığın içinde doğrudan bize doğru yürümeye başladı. Kibirli adam, doktorun kendisi için geldiğini sanıp zaferle gülümserken, doktorun ağzından dökülen o tek cümlenin tüm salonu nasıl derin bir sessizliğe ve utanca boğduğunu duymak ister misiniz?
Doktor, adımlarını hızlandırarak doğrudan bulunduğumuz hizaya geldiğinde, Rolex saatli adam ceketinin düğmelerini ilikleyerek küstah bir tavırla öne çıktı. “Nihayet! Umarım bu rezalete bir son vermek ve benimle ilgilenmek için gelmişsinizdir. Benim adım…”
Fakat doktor adamın yüzüne bile bakmadı. Onu adeta görünmez bir duvarmış gibi es geçip doğrudan benim önümde durdu ve dizlerinin üzerine çöktü. Yüzünde mesleki bir ciddiyet ama aynı zamanda derin bir şefkat vardı. Yaka kartında “Prof. Dr. Selim Karahan – Acil Tıp Anabilim Dalı Başkanı” yazıyordu.
“Merve Hanım?” dedi yavaşça. Sesindeki o yumuşak ama acil ton, içimdeki korkuyu biraz olsun dindirmişti. “Elif bebeğin kan tahlili sonuçları az önce elime ulaştı. Kucağınızda sıradan bir bebek ağlaması yok. Kızınızın kanında çok agresif bir enfeksiyon tespit ettik, bakteriyel menenjit şüphesi taşıyor. Ateşi şu an sınırda. Bir dakika bile kaybetme lüksümüz yok. Onu hemen kırmızı alana, yoğun müdahale odasına almamız gerekiyor.”
Duyduklarım karşısında beynim uyuştu. Bebeğimi daha da sıkı göğsüme bastırırken gözyaşlarım artık kontrolsüzce yanaklarımdan süzülüyordu. Demek ki Elif’in o saatlerdir süren, bir türlü susturamadığım çığlıkları şımarıklıktan ya da benim tecrübesizliğimden değildi; küçücük bedeni ölümcül bir enfeksiyonla hayatta kalma savaşı veriyordu.
Ben titreyerek ayağa kalkmaya çalışırken, az önce beni aşağılayan o kibirli adamın tahammülsüz sesi tekrar duyuldu..
Devamı Sonraki Sayfada….