45 yaşındayım ve 14 ay önce polis memuru olan eşim Gökhan’ı görev başında şehit verdik. O günden beri 15 yaşındaki sessiz, merhametli ve dikiş dikmeye inanılmaz yetenekli olan oğlum Mert ile hayata tutunmaya çalışıyoruz. Bir gün Mert, babasının dolaptaki eski gömleklerini kullanmak için benden izin istedi. Üç hafta boyunca odasından neredeyse hiç çıkmadan o gömlekleri kesti, biçti ve kimsesiz çocuklar yurdundaki yavrular için 20 tane kusursuz oyuncak ayı dikti. Onları yurda teslim ettiğimizde müdür gözyaşlarına boğulmuştu; aylardan sonra ilk defa o gün huzur bulduğumu hissettim. Ta ki ertesi sabah saat 05:45’te kapımız alacaklı gibi yumruklanana kadar. Dışarı baktığımda evin önünü saran dört polis aracı gördüm. Memurlar bizi soğuk havada kapıya çıkardığında tüm komşularımız bize bakıyordu. İki polis, araçlarından birinin bagajını açtı. Ardından içlerinden biri bana doğru dönüp o dondurucu ses tonuyla, “HANIMEFENDİ… BUNLARI TAM OLARAK KİMİN YAPTIĞINI BİZE SÖYLEMENİZ GEREKİYOR!” dedi.
“Benim oğlum yaptı,” diyebildim sadece, sesim titreyerek. Mert’i içgüdüsel olarak arkama, kanatlarımın altına saklamaya çalışıyordum. “Mert yaptı. Memur bey, lütfen… O sadece babasının eşyalarından yetimhanedeki çocuklara birer hatıra, birer oyuncak bırakmak istedi. Yanlış bir şey mi yaptık? Bir kuralı mı ihlal ettik?”
Polis memuru, elinde tuttuğu o mavi, üzerinde Gökhan’ın görev yaptığı karakolun belli belirsiz arması kalmış gömlekten dikilen oyuncak ayıya bakıyordu. Sert çenesi kasıldı, derin bir nefes aldı. Gözlerini oyuncak ayıdan ayırıp bana, ardından da arkamda pijamalarıyla titreyen 15 yaşındaki oğlum Mert’e çevirdi. O dondurucu, sert ses tonu bir anda eridi, yerini boğazında düğümlenen bir hıçkırığa bıraktı. Memur, yavaşça polis şapkasını çıkardı.
“Yanlış mı?” diye fısıldadı. Gözleri dolmuştu. “Hanımefendi, ben Komiser Kemal. Eşiniz Gökhan, benim on yıllık devriyemde omuz omuza verdiğim, canımı emanet ettiğim kardeşimdi. Dün gece yetimhaneden bir ihbar aldık. Aslında bir asayiş olayı değildi. Yetimhane müdürü, elindeki bu ayılarla karakola geldi.”
Kemal Komiser yutkunmakta zorlanıyordu. Elindeki oyuncak ayının sırt kısmını çevirdi. Orada, Mert’in özenle kestiği ve ayının tam kalbinin üzerine diktiği küçük bir kumaş parçası vardı. Üzerinde eşimin el yazısıyla yazılmış, solgun bir “G.T.” baş harfleri ve yaka numarası duruyordu.
“Dün gece tüm karakol bu ayıları gördü,” diye devam etti Kemal Komiser. “Gökhan’ın o meşhur mavi gömleklerini, yakasındaki o tanıdık söküğü, hatta kumaşa sinmiş o hafif lavanta kokusunu bile tanıdık. O, sadece sizin eşiniz değil, bizim de kalbimizdi. Mert’in babasının gömleklerini kesip, kimsesiz çocuklara umut yapmak için günlerce uğraştığını öğrendiğimizde, dün gece koca karakolda tek bir adam bile gözyaşlarını tutamadı.”
Şaşkınlıktan donakalmıştım. Komşularımızın fısıltıları kesilmiş, sabahın o dondurucu soğuğunda zaman adeta asılı kalmıştı….
DEVAMI SONRAKİ SAYFADA…