Kemal Komiser, bagajını açtıkları araca doğru döndü ve diğer memurlara başıyla bir işaret verdi. “Biz buraya hesap sormaya değil, Mert’in bu devasa yüreği karşısında saygıyla eğilmeye geldik,” dedi.
Polisler bagajdan sırayla büyük, siyah poşetler ve devasa bir koli çıkarmaya başladılar. Kutuları dikkatlice bizim verandaya, ayaklarımızın dibine bıraktılar.
“Bu koli,” dedi Kemal Komiser kutuyu işaret ederek, “İçinde son model, profesyonel bir dikiş makinesi ve en kaliteli iplik setleri var. Gece vardiyasındaki tüm polisler aramızda para toplayıp aldık. Ve bu poşetler…”
Poşetlerin ağzını açtığında gözlerime inanamadım. İçerisi, pırıl pırıl yıkanmış, ütülenmiş polis gömlekleriyle doluydu.
“Bunlar bizim gömleklerimiz Mert,” dedi Kemal Komiser oğluma doğru eğilerek. Sesi artık bir baba kadar şefkatliydi. “Hepimiz dolaplarımızdaki eski veya yedek gömlekleri getirdik. Şehrimizdeki diğer yetimhanelerde, hastanelerde yatan hasta çocuklarda, kimsesizlerde de bizim bir parçamız olsun istiyoruz. Ama bunu ancak senin o sihirli, merhametli ellerin yapabilir. Eğer kabul edersen, bu teşkilatın resmi ‘Umut Terzisi’ sen olacaksın. Tüm masrafların, tüm eğitim hayatın boyunca bursun Gökhan’ın kardeşleri olarak bizim boynumuzun borcudur.”
Mert, 14 aydır içine hapsolduğu o sessiz kozasından ilk defa o an çıktı. Gözlerinden yaşlar süzülürken koşarak Kemal Komiser’in boynuna sarıldı. O iri yarı, sert görünümlü polis memuru, 15 yaşındaki oğluma sımsıkı sarılıp hıçkırarak ağlarken, arkadaki diğer üç polis memuru da gözyaşlarını siliyordu.
O sabah evimizin önünde bir baskın değil, kocamın ektiği iyilik tohumlarının nasıl devasa bir ormana dönüştüğünün mucizesi yaşanıyordu. Eşim Gökhan bedenen aramızdan ayrılmış olabilirdi ama onun ruhu, oğlumun diktiği her ilmekte, kimsesiz bir çocuğun sarıldığı her oyuncakta ve kapımıza dayanan o vefalı polislerin kalbinde yaşamaya devam ediyordu.
O günden sonra Mert, sadece yetimhanelerdeki çocuklar için değil, görev başında şehit olan diğer memurların çocukları için de babalarının gömleklerinden oyuncak ayılar dikmeye başladı. Polis teşkilatı onu hiç yalnız bırakmadı; atölyesi her daim dolup taşıyordu. O acı dolu kaybımızın içinden, tüm şehri ısıtan, asla kopmayacak çelikten bir sevgi bağı doğmuştu. Ve ben, kocamın bana bıraktığı bu iki devasa mirasla; onun tertemiz adı ve oğlumun o altın kalbiyle, ömrümün sonuna kadar gurur duyacaktım.