“Bakın,” dedi memur, sesi bu kez biraz daha yumuşaktı ama ciddiyetini koruyordu. “Ada dün saçlarını kestirmek için mahallenizdeki o kuaföre gitmemiş. Şehrin öbür ucundaki, bizim ‘Gölge Klinik’ dediğimiz ve organ ticaretinden yasa dışı genetik araştırmalara kadar her türlü pisliğin döndüğü bir yere gitmiş. Biz o binayı iki yıldır izliyoruz.”
Nefes alamıyordum. Ada’ya baktım, başını kaldırmıyordu. Polis devam etti: “Ada oraya sadece saçını satmaya gitmemiş. İnternette ‘umutsuz vakalar’ için para karşılığı deneysel tedavi gönüllüsü arayan bir ilana rastlamış. Sizin hastalığınızın masraflarını karşılamak için… kendi vücudunu bir denek olarak satmaya çalışmış. Ancak bilmediği bir şey vardı; o klinik, aslında bir çocuk kaçakçılığı ve kimlik hırsızlığı şebekesinin paravanıydı.”
Müdür araya girdi, sesi titriyordu: “Polisler baskın yaptığında Ada oradaydı. Ama asıl şok bu değil. Memur bey, lütfen devam edin.”
Polis memuru o tarihi fotoğrafı uzattı. Bu, 15 yıl önceki trafik kazasının raporuydu. “Kızınızın dün verdiği kan örneği sistemimize düştüğünde kırmızı alarm verdi. Çünkü Ada’nın DNA’sı, o kazada öldüğünü sandığınız eşinizle eşleşmiyor. Ama çok daha ilginç bir şeyle eşleşiyor…”
Duraksadı, odada sadece Ada’nın hıçkırıkları duyuluyordu. “Ada, 15 yıl önce o kazadan hemen önce hastaneden kaçırılan, ülkenin en zengin ailelerinden birinin kayıp kızı. Sizin eşiniz ve siz, o kazadan sağ kurtulan bir bebeği, kendi bebeğiniz öldüğü için evlat edinip nüfusunuza geçirmişsiniz. Biz yıllardır bu ‘kayıp mirasçı’ dosyasını kapatmamıştık.”
Dünya başıma yıkıldı. Eşim… O kazadan sağ kurtulan bir bebeği mi almıştı? Bana hiçbir zaman söylememişti. Ben o zamanlar şoktaydım, haftalarca kendime gelememiştim. Ada’nın benim öz kızım olmadığını mı söylüyorlardı?
“Ancak hikaye burada bitmiyor,” dedi polis, Ada’nın yanına giderek elini omzuna koydu. “Ada dün o kliniğe girdiğinde, tesadüfen şebekenin liderinin odasındaki konuşmaları duymuş. Sizin hastalığınızın aslında bir ‘kaza’ olmadığını, tedavi masraflarınızın neden bu kadar yüksek olduğunu… Birileri sizin iyileşmenizi değil, ölmenizi bekliyor çünkü Ada reşit olduğunda devasa bir mirasın tek sahibi olacak. Eğer siz ölürseniz, Ada’nın vasisi bu karanlık şebekenin içine yerleştirilmiş bir ‘avukat’ olacaktı.”
Ada aniden başını kaldırdı. “Anne,” dedi hıçkırarak, “Saçlarımı senin için kestim ama o kliniğe gittiğimde sadece para istemiyordum. Senin neden iyileşmediğini anlamak istiyordum. Bilgisayarlarına sızdım. Senin ilaçlarını değiştirenlerin onlar olduğunu gördüm. Polisler geldiğinde onlara her şeyi anlattım.”
O an anladım. Benim 15 yaşındaki küçük kızım, aslında benim hayatımı kurtarmak için kendi hayatını ve kimliğini ateşe atmıştı. O bir suçlu değil, bir kahramandı. Polisler, bizi koruma altına almaları gerektiğini, o şebekenin artık deşifre olduğunu söylediler.
Okuldan çıktığımızda hava kararmıştı. Ada’nın elini her zamankinden daha sıkı tuttum. Kan bağımız olmayabilirdi, o büyük bir servetin varisi olabilirdi ama o benim kızımdı. Kısa saçlarıyla bana gülümsedi. “Hala peruğu takacak mısın anne?” diye sordu.
Gözyaşlarımı sildim. “Hayır Ada,” dedim, “Artık saklanacak bir şeyimiz kalmadı. Artık sadece yaşayacağız.”
O gece anladım ki; bazen en karanlık sırlar, en saf sevgiyle aydınlanır. Ada benim öz kızım değildi belki ama bana hayata dönmem için gereken tek şeyi, gerçek sevgiyi ve cesareti vermişti. Biz artık iki kişi değil, koca bir yalanı yıkmış iki devdik.