14 GÜNLÜK KOMANIN ARDINDAN DOKTORLAR EŞİMİ BIRAKMAMI SÖYLEDİ. BEN CANLANDIRMA YAPILMAMASINI ONAYLAYAN FORMA UZANIRKEN, 8 YAŞINDAKİ OĞLUM SIRT ÇANTASINDAN DAHA ÖNCE HİÇ GÖRMEDİĞİM BİR SES KAYIT CİHAZI ÇIKARDI. “ANNE… BİR ADAM BANA BABAMI BUNUN UYANDIRACAĞINI SÖYLEDİ,” DEDİ VE OYNAT TUŞUNA BASTIĞINDA MONİTÖR DEĞİŞTİ.
On dört gündür zamanı, Murat’ın solunum cihazından gelen fısıltı gibi sesle ölçüyordum.
Eşim feci bir trafik kazası geçirmişti. Şimdi yatakta hiç hareket etmeden yatıyordu ve iyileşme şansı parmaklarımızın arasından kayıp gidiyordu.
“Bize geri dön,” diye fısıldardım ona, elini tutarak. “Lütfen… sadece gözlerini aç.”
Hiç açmadı.
Sekiz yaşındaki oğlumuz Can, köşede oturuyordu; küçük mavi sırt çantasını, sanki biri elinden alacakmış gibi göğsüne bastırmıştı.
Can’ın o çantada sakladığı sırrın bizi kurtaracağından hiç haberim yoktu.
“Lütfen… sadece gözlerini aç.”
Murat’ın annesi Derya Hanım, bazı insanların bardakları doldurduğu gibi sessizliği dolduruyordu. Sürekli. Sinirle.
Bir dakika mucizelerden, bir dakika sonra ise onu serbest bırakmaktan bahsediyordu.