Üvey annemin bakımevi için her ay 80 bin lira ödüyordum

Beynimin içi uğulduyordu. Gözyaşlarım öfkeden ve hayal kırıklığından kurumuştu. Benim fedakar, melek gibi sandığım üvey annem aslında beni yıllarca korkunç bir yalanın içinde yaşatmıştı. Benim haberim bile olmayan biyolojik bir oğlu vardı; üstelik bir suçluydu ve cezaevindeydi. Cavidan, babamın vefatından sonra onun mirasını gizlice kendi üzerine geçirmiş, yetmezmiş gibi o “hastayım, bakıma muhtacım” yalanıyla beni günde 14 saat çalışmaya mahkum edip tüm kazancımı bu suçlu oğlunu kurtarmak için kullanmıştı. Ben, beni sevdiğini sanarak ona minnet duyarken; o, arkamdan bana “aptal kız” diyen o adamla iğrenç planlar yapıyordu.

Tam o sırada banyo kapısının kilidi tıkırdadı. Cavidan, yüzünde her zamanki o tatlı, yorgun ve şefkatli gülümsemesiyle dışarı adımını attı. “Aylinciğim, canım kızım, sen çay…”

Sözleri, elimdeki o açık siyah metal kasayı ve mektupları gördüğü an boğazına dizildi. O sevecen, titrek yaşlı kadın maskesi saniyeler içinde paramparça oldu. Gözlerindeki o sahte şefkat silindi, yerine buz gibi, hesapçı ve sert bir ifade yerleşti. Yüz hatları gerildi, duruşu bile dikleşti.

“O çantayı karıştırmaya nasıl cüret edersin?” dedi, sesi daha önce hiç duymadığım kadar tıslar gibi ve tehditkardı.

Elimdeki mektubu havaya kaldırdım. Dudaklarım titriyordu ama sesimdeki öfke her şeyden daha baskındı. “Bütün bunlar ne Cavidan? Tarık kim? Benim her ay çalışmaktan perişan halde sana getirdiğim o paraları, babamın mirasını bu cezaevindeki adama mı yediriyorsun? Bana yıllarca annelik masalı anlattın, hepsi bu sinsi plan için miydi?”

Cavidan zerre kadar utanmadı. Koltuğa doğru yürüdü ve alaycı bir şekilde güldü. “Sana sekiz yaşından beri ben baktım Aylin. Altını ben temizledim, yemeğini ben yaptım, o babanın kahrını ben çektim! Benim öz oğlum gençliğini o dört duvar arasında çürütürken, sen dışarıda rahatça geziyordun. Elbette bana olan borcunu ödeyecektin! Ben sadece hakkım olanı, bana borçlu olduğunuzu aldım.”

Yıllarca uğruna saçımı süpürge ettiğim kadının karşımda söylediği bu acımasız sözler, kalbimdeki son merhamet kırıntısını da yok etti. Demek ben onun için sadece sağmal bir inek, hayatını kolaylaştıracak bir araçtım.

Hiçbir şey söylemedim. Bağırmadım, çağırmadım, ağlamadım. Metal kasayı, içindeki dekontları ve mektupları çantama koydum.

“Ne yapıyorsun? Bırak onları!” diye bağırarak üzerime doğru hamle yaptı ama onu sertçe iterek kendimden uzaklaştırdım.

“Senin benden alacağın hiçbir hak kalmadı Cavidan,” dedim buz gibi bir sesle. “Babanın mirasını nasıl çaldığını, bu cezaevine akan kara paraları avukatımla ve polisle uzun uzun tartışırsınız. Sana bu lüks yalanında, o çok sevdiğin hapisteki oğlunla mutluluklar dilerim. Çünkü benden artık tek bir kuruş bile alamayacaksın.”

Arkamı dönüp o odadan çıktığımda, içeriden gelen öfkeli çığlıklarına ve lanet okumalarına hiç aldırmadım. O koridoru yürürken içimdeki o devasa yük kalkmış, yerini soğuk bir gerçeğin aydınlığı almıştı. Hayatımın en büyük yalanından uyanmıştım ve artık o yalanın bana zarar vermesine asla izin vermeyecektim.

1 2