Boşandıktan Sonra Üçüzlere Hamile Olduğumu Öğrendim. Ameliyat Randevusunu Almıştım… Ama Ameliyat Masasına Yattığım An, Yanımda Aniden Kudretli Bir Adam Belirdi
Ankara Şehir Hastanesi’nin koridorunda hamile kadınlar, eşlerinin desteğiyle yavaş adımlarla yürüyorlardı. Kimileri nazikçe karınlarını tutarak gülümsüyor, kimileri ise umut dolu ultrason görüntülerine bakarak sessizce gözyaşı döküyordu.
“Elif, bak… Gözleri aynı babasına benziyor.”
“Yok canım, o burun kesinlikle senin burnun.”
Bu yumuşak, neşeli sesler; Elif Yılmaz’ın kalbine defalarca saplanan küçük iğneler gibiydi. Bakışlarını yere indirdi ve elindeki ultrason raporunu daha sıkı kavradı.
O soğuk beyaz kâğıdın üzerinde yazanlar gayet netti: Üçüz. On altıncı hafta.
Elif, kadın doğum servisinin önünde neredeyse tam bir dakika boyunca donup kaldı. Sonra tek kelime etmeden kâğıdı yıpranmış çantasına tıktı ve oradan uzaklaştı. Asansörün içinde genç bir çift, bebek arabasını mahalledeki dükkândan mı yoksa internetten mi sipariş etseler diye tartışıyordu.
“En güvenlisi hangisiyse onu alalım,” dedi adam gülümseyerek. “Fiyatı önemli değil.”
Karısı yumuşak bir sesle güldü. “Hep çok harcıyorsun.”
Elif, kapının üzerinde yanıp sönen kat numaralarına dikti gözlerini. Gözleri doldu ama ağlamayı reddetti. Burada olmazdı. Mutlu insanların arasında olmazdı.
Dışarı çıktığında, Ankara’nın Temmuz sıcağı anında yüzüne çarptı. Bulvarda trafik ağır aksak ilerliyor, korna sesleri yükseliyordu. Sokak satıcıları bağırıyor, hava ağır ve boğucu geliyordu. Elif bir taksi çağırdı.
Telefonu titredi. En yakın arkadaşı Meryem’den bir mesajdı: “Nasıl geçti?”
Elif uzun süre ekrana baktı. Hamileyim diye yazdı. Sonra sildi. Üç bebek geliyor diye yazdı. Onu da sildi. Sonunda cevap verdi: “Her şey yolunda. Sadece rutin bir kontrol.”
Araç onu Demetevler’deki ara sokaklardan birinde bıraktı. Yeni ve geçici yuvası… Altıncı katta, asansörü olmayan, bakımsız küçük bir daire.
Devamı Sonraki Sayfada…..