Dünya siyasetinin en öngörülemez aktörlerinden biri olan Donald Trump’ın Beyaz Saray’daki ikinci döneminde, ajandasının en kritik sayfalarından birini oluşturan “Türkiye Planı”na dair Ankara ve Washington kulislerinden sızan son bilgiler, uluslararası kamuoyunda adeta deprem etkisi yarattı. 2026 yılının bu hararetli nisan günlerinde, Trump’ın “Önce Amerika” mottosuyla harmanladığı yeni Ortadoğu ve Avrupa vizyonunda Türkiye, sadece bir müttefik değil, aynı zamanda bölgesel bir “anahtar güç” olarak konumlandırılıyor. Ancak bu planın detayları, hem büyük fırsatları hem de tarihin en çetin diplomatik pazarlıklarını içinde barındırıyor. İşte Trump’ın kapalı kapılar ardında şekillendirdiği, Türkiye’nin geleceğini doğrudan etkileyecek o çok aşamalı stratejinin perde arkası: Ekonomik İş Birliği ve “Yüzde 100 Vergi” Kıskacı Trump’ın Türkiye planının ilk ve en somut ayağını ekonomi oluşturuyor. Washington’dan sızan raporlara göre Trump, Türkiye ile olan ticaret hacmini 100 milyar dolar seviyesine çıkarma vaadini bu dönemde realize etmek istiyor. Ancak bu “havuç” politikasının yanında devasa bir “sopa” da masada duruyor. Trump’ın Çin ve bazı Avrupa ülkelerine karşı başlattığı ticaret savaşında, Türkiye’yi “alternatif üretim üssü” olarak görmesi beklenirken, bir yandan da savunma sanayii ve S-400 krizi üzerinden gelebilecek yeni yaptırım tehditleri, Ankara’nın elini kolunu bağlayan bir denge unsuru olarak tutuluyor. Trump’ın “Ticaret benim için diplomasinin en büyük silahıdır” anlayışı, Türkiye-ABD ilişkilerinde “kazan-kazan” ile “ekonomik baskı” arasında ince bir ipte yürüneceğini gösteriyor. Suriye’den Çekilme ve Güvenli Bölge Bilmecesi Askeri strateji uzmanlarının en çok üzerinde durduğu konu ise Trump’ın Suriye’deki Amerikan varlığına dair radikal kararı. Trump’ın bölgedeki ABD askerlerini tamamen çekme planı, Türkiye için hem bir güvenlik zaferi hem de devasa bir sorumluluk anlamına geliyor. Planın detaylarına göre; Trump, Suriye’nin kuzeyindeki terör koridorunu temizleme ve güvenli bölgeyi tesis etme görevini tamamen Türkiye’ye devretmeyi, ancak bunun karşılığında Ankara’nın bölgedeki göçmen krizini tek başına göğüslemesini bekliyor. Bu durum, Türkiye’nin sınır güvenliği için tarihi bir fırsat sunarken, bir yandan da ABD’nin bölgeden çekilmesinin yaratacağı otorite boşluğunda Rusya ve İran ile karşı karşıya gelme riskini barındırıyor. F-35 ve S-400: Düğüm Çözülüyor mu? Trump’ın Türkiye planındaki en teknik ve en sembolik başlık ise F-35 savaş uçakları krizi. Beyaz Saray’a yakın kaynaklar, Trump’ın “Türkiye harika uçaklar yapıyor ve müttefikimiz olarak en iyisini hak ediyor” şeklindeki özel görüşlerini aktarıyor. Plan dahilinde, S-400 füzelerinin “Girit modeli” benzeri bir formülle pasifize edilmesi veya üçüncü bir ülkeye sevki karşılığında, Türkiye’nin F-35 programına geri alınması veya çok daha gelişmiş bir teknoloji transferi paketiyle ödüllendirilmesi konuşuluyor. Trump, bu hamleyle hem NATO’nun güney kanadını tahkim etmeyi hem de Amerikan savunma sanayii için devasa bir pazar payını geri kazanmayı hedefliyor. Sonuç olarak; Trump’ın Türkiye planı, Ankara’yı bölgede “denetleyici ve düzenleyici” bir aktör olarak tanıyan ancak bu tanımanın bedelini ağır ekonomik ve askeri sorumluluklarla ödetmek isteyen pragmatik bir yaklaşım üzerine kurulu. 2026 yılının geri kalanında Trump ve Erdoğan arasındaki o meşhur “doğrudan diplomasi” trafiğinin, bu planın hangi maddelerinin hayata geçeceğini belirleyeceği konuşuluyor. Dünya, Washington’dan gelecek o son dakika açıklamasını beklerken, Türkiye’nin bu “büyük oyun” içindeki hamleleri küresel dengeleri yeniden belirleyecek güçte.
Trump’ın Hedefi
Sayfalar: 1 2