Hasan, nasırlı elleriyle iğneyi ince ipek kumaşa batırırken, odadaki tek ses dikiş makinesinin monoton tıkırtısı ve dışarıdaki rüzgarın uğultusuydu. Meryem gideli on koca yıl olmuştu ama Hasan için zaman o kaza gecesinde durmuştu. Küçük bir terzi dükkanında, sökük dikerek ve ceket daraltarak geçindirdiği kızı Zeynep, şimdi liseyi bitiriyordu. Zeynep, mahallenin en çalışkan, en terbiyeli kızıydı; ancak mezuniyet balosu yaklaştıkça üzerindeki o ağır sessizlik Hasan’ın ciğerini yakıyordu. Sınıfındaki diğer kızlar, şehrin en pahalı butiklerinden, babalarının kredi kartlarıyla aldıkları binlerce liralık elbiseleri anlatırken, Zeynep sadece dinlemekle yetiniyordu. Bir akşam, Zeynep odasında ders çalışırken Hasan tavan arasına çıktı. Tozlu sandığın kapağını açtığında, Meryem’in gelinliği tüm zarafetiyle oradaydı. O an kararını verdi; bu kumaş sadece bir hatıra değil, kızının gelecekteki özgüveni olacaktı. Günlerce, gecelerce çalıştı Hasan. Gözleri yorgunluktan kan çanağına dönene kadar, eşimden kalan o bembeyaz dantelleri, Zeynep’in genç kızlık ruhuna uygun modern bir elbiseye dönüştürdü. Makineyi her çalıştırdığında, Meryem’in gülüşünü duyuyor gibiydi. ‘Bak Meryem,’ diyordu içinden, ‘kızımız senin kokunla mezun olacak.’ Elbise bittiğinde, ortaya çıkan eser sadece bir kıyafet değildi; bir babanın çaresizliğini sanata dönüştürdüğü bir sevgi abidesiydi. Zeynep elbiseyi ilk gördüğünde dakikalarca ağladı. Babasının ellerindeki iğne yaralarını öptü. O gece, yoksullukları sanki o beyaz kumaşın altında kaybolup gitmişti. Ama hayatın acımasızlığı, okulun gösterişli salonunda onları bekliyordu. Mezuniyet gecesi, okulun spor salonu ışıl ışıl süslenmişti. Zeynep, annesinin gelinliğinden bozma ama kuğu gibi asil elbisesiyle içeri girdiğinde, tüm gözler ona çevrildi. Kumaşın kalitesi ve dikişin ustalığı o kadar belliydi ki, kimse bunun eski bir gelinlik olduğunu anlamamıştı. Ancak sınıflarının rehber öğretmeni Sevgi Hanım, her zaman markalara ve paraya tapan bir kadındı. Sevgi Hanım, Zeynep’in yanına yaklaşarak herkesin duyabileceği bir ses tonuyla, ‘Bu üzerindeki de ne böyle Zeynep? Sanki seksenli yılların bir film setinden fırlamış gibisin. Bu devirde hala böyle demode, ev yapımı işlerle mi uğraşıyorsunuz? Gerçek bir elbise alacak gücünüz yoksa, okulun yardımlaşma fonuna başvursaydınız ya!’ dedi. Salonda buz gibi bir hava esti, birkaç öğrenci kıkırdamaya başladı…
devamı sonraki sayfada…
Mezuniyet gecesi,
Sayfalar: 1 2