Kocam Kemal’in cenazesinde

Yere yığıldığım o soğuk betonun üzerinde, dakikalarca nefesimi düzene sokmaya çalıştım. Titreyen ellerimle kutunun devasa kapağını tamamen geriye doğru ittim. Kutunun içi, özenle sarılmış, yumuşak kumaşlara ve koruyucu kalın kağıtlara sarılı onlarca büyük paketle doluydu. En üstteki paketin kenarından örtüyü yavaşça araladığımda, loş garajın içine dolan cılız ışık bile gördüğüm şeyin ihtişamını gizleyemedi. Bu, paha biçilemez görününde bir klasik tabloydu. Altın varaklı, işlemeli ahşap çerçevesinin içinde yüzyıllar öncesinden kalma, olağanüstü bir sanat eseri duruyordu.

Gözlerime inanamayarak diğer paketleri de sırayla açmaya başladım. Eski dönemleri andıran devasa yağlı boya tablolar, antika cep saatleri ve değerli taşlarla süslenmiş tarihi mücevher kutuları… Karşımda duran bu ahşap sandığın içi, kelimenin tam anlamıyla çok kıymetli, kayıp bir hazineyle doluydu. Kemal, mütevazı bir emekliydi. Biz hayatımız boyunca o sade evimizde, her ayın sonunu hesaplayarak, iki kızımızı okutabilmek için kendi ihtiyaçlarımızdan ödün vererek yaşamıştık. Peki ama kocam bu devasa koleksiyonu nereden bulmuştu ve neden bir ömür boyu bu karanlık garaja hapsetmişti?

Kutunun dibinde, eski püskü, deri kaplı bir defter gözüme ilişti. Defterin kapağını açtığımda, Kemal’in o zarif, tanıdık el yazısıyla doldurulmuş sayfalarla karşılaştım. Mektubun devamı niteliğindeki bu satırlar, altmış beş yıllık koca bir gizemi çözüyordu.

“Canım karım, biricik Selma’m…” diye başlıyordu defter. “Bu satırları okurken yaşadığın o büyük şaşkınlığı tahmin edebiliyorum. Bu gördüklerin, altmış beş yıl önce, henüz seninle tanışmadığım o gençlik yıllarımda, yanlış yollara saptığım bir dönemde elime geçen şeyler. O zamanlar hırslıydım. Ülke dışına götürülecek olan bu çok değerli kayıp sanat koleksiyonunu saklamak ve teslimatını organize etmekle görevliydim. Bunun karşılığında alacağım payla çok zengin bir hayat yaşayacaktım.”

Satırları okudukça gözyaşlarım defterin sararmış sayfalarına damlıyordu…..

“Ama sonra, o fırının köşesinde seninle karşılaştık. Gözlerinin içine baktığım o ilk saniyede, hayatımın ne kadar anlamsız olduğunu fark ettim. Sen o kadar dürüst ve güzeldin ki… Seninle bir gelecek kurabilmek için o karanlık dünyadan çıkmam gerekiyordu. Eğer bu tabloları satıp o parayı alsaydım, ellerime o haksız kazanç bulaşacaktı. Senin o masum dünyana bu şekilde giremezdim. Kızlarımızın gözlerinin içine bir baba olarak huzurla bakamazdım.”

Kemal’in satırları kalbime huzur veriyordu. O, beni ve ailemizi korumak için, dünyadaki tüm zenginlikleri elinin tersiyle itmişti.

“Bu koleksiyonu geri verirsem beni rahat bırakmayacaklarını biliyordum. Ben de onları buraya, 122 numaralı garaja kilitledim ve o adamlara her şeyin bir kazada yok olduğunu söyledim. İnandılar. O gün o garajın kapısını kilitledim ve bir daha o karanlık dünyadan içeri adım atmadım. Seninle o mütevazı ama dünyanın en huzurlu evinde geçirdiğim altmış iki yıl, bu kutunun içindeki tüm servetten çok daha değerliydi Selma. Belki bazen zorlandık ama yatağımıza hep vicdanı rahat, dürüst bir adam olarak girdim.”

Gözyaşlarım artık bir sel olmuştu. Ben kocamın benden bir sır sakladığını düşünürken; o aslında tüm hayatını, sırf bana layık, tertemiz bir eş olabilmek için bir fedakarlığa adamıştı. O, sahip olduğu bu serveti hiçbir zaman kullanmamış, kızlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak için zorlandığımız günlerde bile o paraya elini sürmemişti.

Defterin son sayfasında şu sözler yazılıydı: “Şimdi ben bu dünyadan ayrıldım. O eski meseleler yıllar önce kapandı, artık hiçbir risk kalmadı. Bu eserler ait oldukları yerlere dönmeli. Lütfen benim adıma onları anonim olarak müzelere bağışla. Seni daima seven eşin, Kemal.”

O garajın ortasında, tozlu ahşap kutunun yanına oturup dakikalarca ağladım. Kocamın kalbinin büyüklüğü karşısında bir kez daha etkilenmiştim. Aynı gün kızlarımızı yanıma çağırdım ve onlara babalarının bu asil davranışını anlattım. Kemal’in son isteğini yerine getirdik; o paha biçilemez tablolar ve tarihi eserler, geçmişteki sırlar kapalı kalmak üzere ilgili kurumlara teslim edildi.

Kemal bana lüks malikaneler bırakmamıştı. Ama o garajda, hiçbir servetin satın alamayacağı kadar temiz bir sevgi ve dürüstlük bırakmıştı. Şimdi torunlarıma, büyükbabalarının dürüst bir hayat için nelerden vazgeçebildiğini gururla anlatıyorum.

1 2