Kız Kardeşim Fırtınada Kaybolduktan Sonra 9 Çocuğuna Ben Baktım…

Okudukça göğsüme bir öküz oturmuş gibi hissettim. “Peki şimdi nerede olduğunu nasıl biliyorsun?” diye sordum. İçimdeki derin acı, yavaş yavaş tarifsiz bir öfkeye dönüşüyordu. Bize bunca yıl bu cehennemi yaşatmaya hakkı var mıydı?

Emre cebinden telefonunu çıkardı. “Geçen ay sahte bir sosyal medya hesabından bana bir mesaj geldi. Sadece tek bir fotoğraf. Annemindi… Yaşlanmıştı ama bakışları, gülüşü aynıydı. Sonra mesaj atmaya başladı. O tefeciler yıllar önce büyük bir operasyonda tutuklanıp cezaevine girmişler. Artık tehlike kalmamış. Ama bunca yıl sonra sizin, bizim karşımıza çıkmaya yüzü olmadığı için sadece bana ulaştı. Teyze, o Balıkesir’de küçük bir zeytin kasabasında yaşıyor. Her gün gizli gizli bizim fotoğraflarımıza bakarak ağlıyormuş.”

O an hissettiklerimi kelimelere dökmem imkansızdı. Büyük bir ihanete uğramışlık hissi, kaybolan yıllarıma duyduğum acıma ve her şeye rağmen kız kardeşimi, canımın yarısını yeniden görecek olmanın verdiği o çılgınca umut… Gözyaşlarımı elimin tersiyle sildim. Salonda televizyon izleyen diğer çocuklara çaktırmadan Emre’nin kolundan tuttum.

“Kalk,” dedim kararlı bir sesle. “Gidiyoruz.”

“Nereye?” diye sordu şaşkınlıkla, gözleri kocaman açılmıştı.

“Annene,” dedim. “Bunca yıl sizin için saçımı süpürge ettim. Onun bana vereceği çok büyük bir hesap, size vereceği yılların sevgisi var.”

O gece diğer büyük çocuklara iş için kısa bir süreliğine il dışına çıkmam gerektiğini söyleyip Emre ile yola koyulduk. Sabaha karşı Balıkesir’in zeytin ağaçlarıyla çevrili o küçük köyüne vardığımızda, hava yeni yeni aydınlanıyordu. Emre’nin tarif ettiği adresteki beyaz badanalı, mavi pencereli, bahçesi sardunyalarla dolu küçük evin önüne geldiğimizde kalbim yerinden fırlayacak gibiydi.

Arabadan indik. Demir bahçe kapısını iterek içeri girerken kapı gıcırdadı. O sırada verandada, elinde eski bir demlikle çiçekleri sulayan bir kadın bize doğru döndü. Saçlarına yoğun aklar düşmüş, yüzü yılların getirdiği ağır bir yorgunlukla çizgilenmişti ama o gözler… O mahzun gözler benim biricik kardeşime aitti.

Zeynep bizi gördüğünde elindeki demlik büyük bir gürültüyle yere düştü, su taşlara yayıldı. Olduğu yere çöküp elleriyle yüzünü kapattı. “Abla…” diye fısıldadı titreyen omuzlarının arasından. Emre koşarak verandaya çıktı ve on iki yıllık hasretle annesinin boynuna sarıldı. İkisinin hıçkırıkları o serin Ege sabahına karışırken, yılların biriktirdiği tüm acılar, tüm sırlar dökülüyordu.

Yavaşça yanlarına yaklaştım. Ona hem çok kızgındım hem de deliler gibi özlemiştim. Zeynep başını kaldırıp kollarını bana doğru uzattığında, “Affet beni abla,” diye hıçkırdı, “Sizi uzaktan izlemek her gün, her saniye ölmek gibiydi…”

Daha fazla dayanamadım ve dizlerimin üzerine çöküp ona sımsıkı sarıldım. On iki yıllık o koca boşluk kapanmaya başlamıştı. Evet, hayatımız bir daha asla eskisi gibi olmayacaktı, bu devasa sarsıntıyı atlatmak, diğer çocuklara gerçeği anlatmak çok zaman alacaktı. Ama en azından artık tamdık. Dokuz çocuğun annesi, benim biricik kardeşim artık evine dönüyordu.

1 2