Kayınvalidemin yaptıkları

Kayınvalidem dairemin kapısını kapatmış, oğlunun burayı kendisi için satın aldığını bağırıyor ve benden gitmemi istiyordu. Bana “çöp” dedi; ben de çöpleri dışarı çıkardım. Kocam daha sonra ne yaptığımı öğrendiğinde ise tam bir şok içinde öylece kalakaldı…

“Hemen git yoksa polisi ararım! Oğlum bu daireyi benim için aldı!”

Kayınvalidem, elimde valizlerle kapıdan girdiğim saniyede böyle bağırmıştı.

Üzerinde saten bir sabahlık, saçında bigudiler, elinde ise bir zamanlar anneanneme ait olan o kupa bardakla oturma odamın ortasında duruyordu. Bana, düşük bütçeli aile dizilerindeki kraliçelerin, yerini haddini bilmeyen hizmetçilere baktığı gibi bakıyordu. Arkasındaki konsolun üzerinden benim çerçevelenmiş fotoğraflarım gitmişti. Geçen bahar seçtiğim krem rengi kırlentlerin yerini, üzerinde “Evimize Bereket” yazan o rüküş nakışlı yastıklar almıştı. Ve işte orada, yemek odasındaki avizemde son bir hakaret gibi asılı duran şey, Leman Hanım’ın dantel örtülerinden biriydi.

Benim adım Canan. Otuz bir yaşındaydım, yeni boşanma aşamasındaydım ve eşimle tanışmadan üç yıl önce satın aldığım Ankara’daki daireme elimde iki valiz ve bir takım elbise kılıfıyla giriyordum. Kendi paramla aldığım, tapusu kendi üzerime olan bir evdi burası. Eşim Demir’in, ta ki parkelerin, beyaz eşyaların ve kendisinin tek kuruş katkıda bulunmadığı peşinatın parasını ödeyene kadar dalga geçmeyi sevdiği danışmanlık işimden aldığım primlerle yenilenmişti.

Sonra, acil bir ameliyat geçiren kız kardeşimin iyileşme sürecine yardım etmek için altı hafta İstanbul’da kalmıştım.

Görünüşe göre Leman Hanım ve Demir’in yokluğumu bir işgale dönüştürmesi için bu süre yetmişti.

“Beni duydun!” diye tersledi, elindeki bardağı içindeki çay sıçrayacak kadar sertçe masaya bırakarak. “Burası artık benim evim. Demir burayı benim için aldı; eğer şu an defolup gitmezsen seni tutuklatırım.”

Tartışmadım.

İnsanları en çok şaşırtan kısım da budur zaten.

Önce bir öfke patlaması beklerler. Ya da bir şok. Veya yasal sahiplik ve evlilikteki ihanet üzerine uzun, titreyen bir konuşma…

Hayır.

Tiyatro yapamayacak kadar yorgundum.

Birinci valizimi yere bıraktım.

Sonra ikincisini.

Kendi hayatımın altüst edilmiş düzenine şöyle bir baktım.

And sessizce çantamın yan gözünü açtım.

Leman Hanım konuşmaya devam ediyordu.

Nankörlükten bahsediyordu.

Demir’in sonunda evlilikteki “dengesizliği düzelttiğinden” dem vuruyordu.

Benim gibi kadınların, eğer döndüklerinde her şeyi aynı bulmak istiyorlarsa, “iyi adamları” bu kadar uzun süre yalnız bırakmamaları gerektiğini anlatıyordu.

Konuşmasına izin verdim.

Sonra telefonumda tek bir tuşa bastım.

“Apartman güvenliği,” dedim sakince, “Ben 12B’deki Canan. Dairemin içinde beni tehdit eden, yetkisiz bir şahıs var. Lütfen hemen yukarı gelin ve beraberinizde yöneticiyi de getirin.”

Leman Hanım donakaldı.

Sadece bir saniyeliğine.

Ama o bir saniye bana bilmem gereken her şeyi söylemişti:

Demir’in buranın sahibi olduğuna aslında kendisi de inanmıyord

1 2