Ama bu kez kaçacak yeri yoktu.
“Konuş,” dedi Rıza sert bir sesle.
Uzun bir sessizlikten sonra Perihan başını eğdi. “Eski bir ilişkiden,” dedi. “Ama bu… bu hiçbir şeyi değiştirmez.”
Rıza acı bir şekilde güldü. “Her şeyi değiştirir,” dedi.
Deniz başını iki elinin arasına aldı. “Hayatım boyunca…” dedi kısık bir sesle, “beni başkaları hakkında şüphe duymaya zorladın.”
Bana baktı. Gözlerinde pişmanlık vardı. “Seni savunmam gerekirdi,” dedi.
O an içimdeki tüm öfke bir anda dağıldı. Çünkü gerçek artık ortadaydı.
Perihan hâlâ direniyordu. “Bu sadece geçmiş,” dedi. “Şimdi önemli olan aile—”
“Hayır,” dedi Rıza onu keserek. “Aile güven üzerine kurulur. Sen o güveni yok ettin.”
Masadaki zarfı aldı. “Ve bu test…” dedi, “senin yıllardır başkalarını yargılarken aslında neyi sakladığını gösterdi.”
Ben sessizce oturuyordum.
Çünkü bu sadece benim mücadelem değildi artık.
Gerçek… herkesin önündeydi.
Deniz yavaşça ayağa kalktı. Bana yaklaştı. “Özür dilerim,” dedi. “Seni yalnız bıraktım.”
Başımı salladım. “Artık önemli değil,” dedim.
Sonra Sami’ye baktım. O masanın diğer ucunda sessizce oturuyordu, hiçbir şey anlamamıştı ama havadaki ağırlığı hissediyordu.
Onun yanına gittim. Elini tuttum.
“Her şey yolunda,” dedim.
Ve o an şunu fark ettim:
Bunca yıl boyunca beni kıran sözler, şüpheler, imalar… aslında gerçeğin üstünü örtmek içinmiş.
Perihan başkalarını sorgularken…
Kendi sırrını saklıyordu.
O gece aile yemeği dağıldı.
Ama sadece masa değil…
Yıllardır kurulmuş yalanlar da dağıldı.
Ve ben ilk kez…
Gerçeğin bu kadar ağır ama aynı zamanda özgürleştirici olduğunu gördüm.