Ertesi gün, otelin balo salonu ışıl ışıl ve uğultu doluydu. Garsonlar tepsilerle dolaşıyordu. Selim salonun bir köşesinde durmuş, taziyelerini sunan ve havadan sudan konuşan insanlarla çevrelenmişti. İçeri girdim, her adımım bir sınav gibiydi. Selim beni gördü; şaşkınlığı yerini tedirginliğe bıraktı. “Aylin, ne —” Selim salonun bir köşesinde durmuştu. “Konuşmamız lazım.” Yerinde huzursuzca kıpırdandı. “Burada olmaz. Yeri değil.” “Hayır Selim. Tam da yeri.” Birkaç kişi bize döndü. Melis, gözleri kan çanağı içinde yanımızda belirdi. Elbette oradaydı; Selim’in annesi onu çok severdi. “İki yıl boyunca insanların bana, kızlarımızın ölüm sebebiymişim gibi, sadece bir gece dışarı çıkmak istediğim için kötü bir anneymişim gibi bakmalarına izin verdin.” Ellerim titriyordu ama gözlerimi ondan ayırmadım. “Melis’i hayatımıza sen soktun! Onun iyi bir bakıcı olduğunu sen söyledin!” “Onun iyi bir bakıcı olduğunu sen söyledin!” Yüzü bembeyaz oldu. “Aylin, lütfen.” “Melis’in ne yaptığını gizlemesine izin verdin!” Sesim her kelimeyle daha da yükseliyordu. “Tüm o vebali omuzlarımda taşımama izin verdin. Gerçeğin beni iki yıllık o suçluluk duygusundan kurtaracağını biliyordun. Herkese anlat! Onlara Melis’in kızları acil bir durum yüzünden değil, eğlenmek için dışarı çıkardığını söyle!” Selim yenilmiş bir ifadeyle yere baktı. “Yine de bir kazaydı. Bu hiçbir şeyi değiştirmez.” Sanki beni susturabilecekmiş gibi koluma uzandı ama o dokunmadan geri çekildim. “Tüm o vebali omuzlarımda taşımama izin verdin.” “Her şeyi değiştirir,” diye fısıldadım. Selim’in annesi, sanki onu hiç tanımıyormuş gibi oğluna bakıyordu. “Kendi kızlarını gömüp senin yalanını da sırtlanmasına göz mü yumdun?” Etrafımızdaki salon bir anda sessizliğe büründü. Kimse onu savunmaya gelmedi. Barın yanındaki bir kadın kadehini indirdi ve ona bariz bir tiksintiyle baktı. Başka bir konuk yanından uzaklaştı. Melis ise sadece öylece durmuş ağlıyordu. “Yine de bir kazaydı.” Arkamdan birinin, “Bunca zaman boyunca mı?” diye fısıldadığını duydum. Artık kimse bana acıyarak bakmıyordu. Herkes Selim’e bakıyordu. Melis’e döndüm. “Düşüncesizce bir seçim yaptın. Sonra da yalan söyledin. Onları sevdiğini biliyorum. Ama sevgi, yaptıklarını silmez.” İçimdeki sızı hafifledi. Cenazeden beri ilk kez nihayet nefes alabiliyordum. Selim’in cevap vermesini beklemedim. Bu kez enkazın ortasında kalan o oldu. Artık kimse bana acıyarak bakmıyordu. Bir hafta sonra, gerçeğin nihayet dile gelmiş olmasının huzuruyla kızlarımın mezarına diz çöktüm. Toprağa laleler diktim ve gözyaşlarımın arasından gülümsedim. “Hâlâ buradayım kızlar,” diye fısıldadım. “Sizi çok sevdim. Yanlış insanlara güvendim. Ama bu utanç benim taşımam gereken bir yük değildi.” Parmaklarımı isimlerinin üzerinde gezdirdim. “Bu vebali yeterince uzun süre taşıdım. Artık burada bırakıyorum.” Ayağa kalktım, üzerimdeki o ağırlık nihayet gitmişti; arkama bakmadan, özgürce yürüdüm. “Hâlâ buradayım kızlar.”
İkizlerimin mezarı başında
Sayfalar: 1 2