Ertesi sabah Deniz geldi. Kapıyı açtığımda elinde büyük bir kutu tutuyordu. “Çocukların için.” İçinde yepyeni, pahalı oyuncaklar vardı. “Konuşabiliriz diye düşündüm,” diye ekledi. Dışarı çıktım. “Bunu yapmana gerek yok.” “Biliyorum,” diye cevap verdi Deniz. “Ama gerçekçi olalım. Yedi çocuğun var. O ev pek çok şeyi düzeltebilir.” “Farkındayım.” Daha da yaklaştı. “Sat gitsin. Parayı bölüşelim. Herkes kazansın.” “Ya yapmazsam?” Çenesi kasıldı. “O zaman hiçbir sebep yokken zor yolu seçmiş olursun.” Bakışlarımı ondan ayırmadım. Deniz gülümsedi, sonra kutuyu verandada bırakıp gitti. O öğleden sonra Ceyda geldi. Kapıyı açtığımda elinde market torbaları vardı. Taze yiyecekler, etler, meyveler… Aylardır almadığım şeyler. “Tartışmaya gelmedim,” dedi. “Ama baskı altında olmayı anlarım ve sen büyük bir baskı altındasın. Satmak bencillik değildir. Mantıklı olandır.” Torbaları yere bıraktı. “Peki ya evi tutmak?” Ceyda duraksadı. “O biraz karmaşık.” “Sadece sizin için.” Bu söz ona dokundu. İtiraz etmedi, sadece bir kez başını sallayıp gitti. Ertesi gün Mert geldi. Ne bir hediye ne de yumuşak bir tavır vardı. “Evi tutmayı ciddi ciddi düşünmüyorsun herhalde,” dedi. “Henüz karar vermedim.” “Onun istediği bu olmazdı.” Neredeyse gülecektim. “Ne istediğini kelimesi kelimesine söyledi.” “Onun o anki akıl sağlığını bilemezsin,” diye çıkıştı Mert. “Seçim yapacak kadar net olduğunu biliyorum,” dedim. Mert verandada bir aşağı bir yukarı yürüdü. “Bize ait olan bir şeyi alıyorsun.” “Babanız bana bir seçim şansı verdi. Bu farklı bir şey.” Durdu ve bana baktı. “Buna pişman olacaksın.” Cevap vermedim. O da çekip gitti. Ertesi sabah Turgut Bey’i aradım ve Hulusi Bey’in evinin içini son bir kez görmeyi istedim. Kabul etti. Yedi çocuğumu da yanımda götürdüm. Onlar aldığım her kararın bir parçasıydı. Turgut Bey ön kapıyı açtı. “Birkaç saatiniz var.” Başımı salladım. Evin içinde yavaşça yürürken her şey farklı hissettiriyordu. Fotoğraflar hâlâ oradaydı. Bu kez daha yakından baktım. Deniz, Ceyda ve Mert’in gençlik halleri gülümsüyordu. Koridora doğru baktım. “Hadi gidin, keşfedin,” dedim çocuklarıma. Saniyeler içinde gülerek ve oynayarak evin içinde koşturmaya başladılar. Donup kaldım; çünkü o evde bu sesi daha önce hiç duymamıştım. Ses her odayı dolduruyordu. Duvara yaslandım ve gözlerimi kapattım. Hulusi Bey burada yıllarca yapayalnız yaşamıştı. Ve şimdi… Ev boş hissettirmiyordu. Sanki bu anı bekliyormuş gibiydi. Üç gün sonra tekrar Turgut Bey’in ofisindeydik. Avukat bana baktı. “Kader Hanım, kararınızı verdiniz mi?” “Evi satmıyorum.” Sessizlik. Sonra fırtına koptu. “Bu delilik!” diye bağırdı Deniz. “Bunu yapamazsın!” diye ekledi Ceyda. Mert başını salladı. “İnanılır gibi değil!” “Mirasımızı elimizden alıyorsun!” diye bağırdı Deniz. “Yeter!” dedi Turgut Bey. Oda bir anda sessizleşti. Sonra kayıt cihazına uzandı. “Son bir talimat daha var.” Deniz arkasına yaslandı. “Nihayet.” Hulusi Bey’in sesi tekrar duyuldu. “Eğer bunu duyuyorsanız… Kader evi tuttu demektir. Güzel. Öyle yapacağını biliyordum. Bu karar bana bilmem gereken her şeyi söylüyor.” Ceyda kaşlarını çattı. Hulusi Bey devam etti. “Ben her zaman tanıdığınız o adam değildim. Bir zamanlar büyük bir iş kurdum, onu sattım ve çok zengin oldum. Yıllar içinde çoğunu hayır kurumlarına bağışladım. Ama bir kısmını sakladım.” Deniz şaşkınlıkla dikleşti. Mert kaşlarını çattı. “Ne diyor bu—” “Kader,” diye devam etti ses kaydı, “eğer o evi tutmayı seçtiysen… Nerenin önemli olduğunu anlamışsın demektir. Ve bu yüzden, paramın geri kalanı artık senindir. Çocuklarım… Sizin beni görmeniz için yıllarca bekledim. Ama sonsuza kadar bekleyemezdim. O bekledi.” Kimse kıpırdamadı. Ceyda fısıldadı, “Bu mümkün değil…” “Her şey ayarlandı,” diye ekledi Turgut Bey. “Hesaplar, transferler… Hepsi.” “Bu burada bitmedi,” dedi Deniz ayağa kalkarak. “Buna itiraz edeceğiz!” Turgut Bey istifini bozmadı. “Deneyebilirsiniz. Ama başaramazsınız çünkü babanız bunu önceden planladı.” Mert masaya bakakaldı. Deniz başını salladı. Sonra tek tek dışarı çıktılar. O öğleden sonra kağıtları imzaladım. Gerçek gibi gelmiyordu. Para haftalar sonra yattı. Önce borçlarımı ödedim. Sonra tamir edilmesi gereken her şeyi tamir ettim. Çocuklarımı eski evin birkaç sokak ötesindeki daha büyük bir eve taşıdım. Yıllar sonra ilk kez… Nefes alabiliyordum. Hulusi Bey’in eviyle tam olarak onun istediği şeyi yaptım. Orayı mahalleye bir aşevi olarak açtım. Sadece uzun bir masa, işleyen bir mutfak ve çalışanlar. Kapılar akşamları açılıyor ve yemeğe ihtiyacı olan herkes geliyordu. Başta sadece birkaç komşuydu. Sonra insanların güvendiği bir yer haline geldi. Artık kimse yemeğini yalnız yemiyordu. Aylar geçti. Bir akşam Mert babasının evine geldi. “İçeri girmem… mahzuru var mı?” Başımı salladım. Ertesi hafta Ceyda geldi. Sonra Deniz. Zamanla daha uzun süre kaldılar, daha çok konuştular ve yardım etmeye başladılar. Mecbur oldukları için değil, istedikleri için. Bir gece hepimiz o uzun masada oturuyorduk. Çocuklarım, onlar, komşular… Gürültü, kahkahalar, elden ele gezen tabaklar. Odaya şöyle bir baktım. Ve çok basit bir şeyi fark ettim. Hulusi Bey bana sadece bir ev bırakmamıştı. Bana bir yol açmıştı. Ve bir şekilde, sonunda ailesini evine döndürmeyi başarmıştı.
Hulusi Bey’in Son Mirası
Sayfalar: 1 2