“Her Pazar Gelen Çiçekler Aile Sırrını Ortaya Çıkardı”

Gözleri doldu. “Bebek ölü doğdu.” Dünyam kaydı. “Hayır,” dedim. Ağlıyordu. “Özür dilerim.” “Ölü doğum unutulmaz,” dedim titreyerek. “Nasıl bilmem?” “Çünkü söylemedim.” “Neyi?” dedim. “Kargaşada bir teklif yaptılar. Doktor. Sosyal hizmet görevlisi.” “Ne teklifi?” dedi Mert. Murat utançla baktı. “Bir bebek.” Sessizlik çarptı yüzümüze. “Seni bir bebek daha kaybetmenin öldüreceğini söylediler,” dedi Murat. “Elif yeni doğum yapmıştı. Yalnızdı. Korkuyordu. Evlatlık vermeyi düşünüyordu.” “Yani ben evlatlık mıyım?” dedi Mert. Murat başını salladı. “Bana baba dememe izin verdin,” dedi Mert. “Ben senin babanım,” dedi Murat. “Yalancısın.” Mert bana döndü. “Biliyor muydun?” “Hayır,” dedim hemen. “Yemin ederim bilmiyordum.” “Ben mucizeyim sanıyordum.” “Seni biyolojik bebeğim sandım,” dedim ağlayarak. “Seni mucizem sandım.” “Oğlum nerede?” diye fısıldadım. “Benim bebeğim?” “Öldü, Ayşe.” Göğsüme hiç yaşamama izin verilmemiş bir yas doldu. Mert titriyordu. “Ben kimim?” dedi. “İkiniz için de ben kimim?” Sana doğru bir adım attım. “Sen benim oğlumsun. Bu tartışmaya açık değil.” O hafta DNA testi yaptık. Sonuç geldiğinde maili mutfak masasında tek başıma açtım. Eşleşme yoktu. Dünya patlamadı. Hiçbir şey yerinden oynamadı. Mert hâlâ benimdi. Ekrana uzun süre baktı. “Demek senin değilim.” Elini tuttum. “Benimsin.” “Kan bağı değil.” “Olmak zorunda değil.” “Kanıt istiyorum.” “Alacağız.” Pazar günü verandada bekledim. Gerçeğin bir yüzü olsun istedim. Öğlen Elif açık pembe güllerle geldi. “Testi yaptık,” dedim. Mert arkamdan çıktı. Elif’in nefesi kesildi. “Sen Elif’sin.” “Evet.” “Benim biyolojik annemsin.” “Evet.” “Niye şimdi?” “Çünkü hastayım,” dedi. “Kanser. İleri evre.” Veranda sessizleşti. “Seni almaya gelmedim,” dedi. “Hayatınızı mahvetmeye gelmedim. Ona teşekkür etmeye geldim. Sana veremediğimi Ayşe verdi. Sevgi. Düzen. Bir yuva.” “Çiçekler neydi? Suçluluk mu?” dedi Mert. “Şükran. Özür. Bir şey istemeden bir şey söylemenin son yolu.” “Bunu bırakıp hiçbir şey istemiyorum diyemezsin.” “Biliyorum,” dedi ağlayarak. “Seni sevdiğimi bilmeni istiyorum. Pişman olduğumu bilmeni istiyorum. Ve eğer istersen… konuşmak istiyorum. Çok geç olmadan.” “Bugün değil,” dedi Mert. “Bugün yapamam.” Elif başını salladı. Gittikten sonra Mert verandaya çöktü. Yanına oturdum. “Anne,” dedi fısıldayarak. “Beni gördüğün anda sevdin mi?” “Elbette.” “O da sevmiş midir?” “Evet. Hep sevmiştir.” “Öyleyse neden bunun bedelini ben ödüyormuşum gibi hissediyorum?” Elini tuttum. “Çünkü bundan sonra yaşamak zorunda olan sensin. Ama yalnız değilsin.” Parmaklarımı sıktı. “Tamam,” dedi. “Birlikte.” Güneş kayana kadar orada oturduk. Korkuluğun üzerindeki güller ışığı yakalıyor, sanki yara olmaktan başka bir şeye dönüşmeye çalışıyordu. “Niye bunun bedelini sadece ben ödüyormuşum gibi hissediyorum?” Eğer bu sizin başınıza gelseydi ne yapardınız? Yorumlarda düşüncelerinizi yazın.

1 2